31 Ekim 2009 Cumartesi

U-17 Milli Takım



Bu günlerde Nijerya'da devam eden U-17 Dünya Kupasında Milli Takımız güzel skorlar alıyor. Bazı haber sitelerinde şimdiden dikkati çekmiş ve başarıları haber olmuş durumda. Aşağıdaki puan tablosuna bakınca aslında bunu haketmiş durumdalar. Ama devamının gelmesi gerekli. Benzer bir başarıyı 2005te Peruda elde etmiş ve Nuri Şahin, Murat Duruer ve Caner Erkin dışında çok fazla kişinin ismini duymadık. Aynı turnuvada başarılı olan Anderson, Giovanni Dos Santos, Carlos Vela şimdilerde çok değerliler. Dileriz Abdullah Ercan'ın öğrencileri hem bu turnuvada hem de Türk Futbolunda üst gruplara ve liglere oyuncu sunmakta daha başarılı olurlar.

Millilerimiz bugün Yeni Zelanda ile gruptaki son maçına çıkacak. Liderliğide garantiledikleri için diğer gruplardan gelen üçüncü takımlardan birileriyle eşleşme şansları yüksek. Grup kolay gibi dursa da isimlere bakmamak gerek. Birçok scout'un gözüde bu kupada. Hepsi Mısırda yeni tamamlanan U-20 şampiyonasından Nijerya'ya geçmiş olmalı.

İlgilenenler için FIFA'nın resmi sitesinde her türlü detay var.

http://www.fifa.com/u17worldcup/index.html

Teknik Direktör Abdullah Ercan yönetimindeki U17 Milli Takımımız, FIFA U17 Dünya Kupası D Grubu'nda ikinci maçında Kosta Rika'yı 4-1 yendi ve grubu 1. sırada bitirerek üst tura çıkmayı garantiledi. Nijerya'nın Enugu şehrindeki Nnamdi Azikiwe Stadı'nda oynanan karşılaşmada Milli Takımımızın gollerini 3. dakikada Ömer Ali Şahiner, 33. dakikada Muhammet Demir, 42. dakikada Engin Bekdemir ve 70. dakikada Gökay İravul kaydederken, Kosta Rika'nın golünü 44. dakikada Jonathan Moya attı. Karşılaşmanın 53. dakikasında Milli Takımımızdan Onur Karakabak'ın kırmızı kartla oyun dışı kaldı.

Nijerya'nın Enugu şehrindeki Nnamdi Azikiwe Stadı'nda dün aynı grupta saat 17.00'de başlayan Yeni Zelanda-Burkina Faso karşılaşması yağış nedeni ile 62. dakikada durmuş, yağışın kesilmesinin ardından saat 20.00'de tekrar başlamıştı. Aynı statta oynanacak Türkiye-Kosta Rika karşılaşması bu nedenle 1,5 saat geç başladı ancak bu maçta 21. dakikada şiddetli yağmur nedeni ile hakem Jerome Damon tarafından durduruldu. Maç yağışın devam etmesi ve saha şartlarının futbol oynamaya uygun olmaması nedeniyle bugüne ertelenmişti


kaynak:ajansspor

C.Ronaldo'dan inciler...


Yaz başında transferin bir numarası olan Cristiano Ronaldo adeta aldığı paranın hakkını verircesine sezona bomba gibi başlamış ve taraftara umut vermişti. Takımı ise bir süredir sakat olan Ronaldo'nun eksikliğini hissediyor ve bu ara işler pek iyi gitmiyor. Neyseki Ronaldo yakın bir zamanda yeniden sahalara dönecek ve kaldığı yerden devam edecek. Ama bu aralar sahalarda göremediğimiz C.Ronaldo'yu gazete manşetlerinde bolca görür olduk. Acaba gündemde kalmak için mi?, medyanın onda her zaman haber var düşüncesiyle mi? yoksa Ronaldo'nun yoğun maç trafiğinde geri çevirdiği tüm röportaj tekliflerini aradan çıkarma düşüncesinden mi bilmiyoruz ama biz taraftarlar olarak görüşlerini dinlemekten memnunuz. Peki ne demiş C.Ronaldo farklı farklı röportajlarda son 1 hafta içinde;

"94 milyondan fazla ederim""

Bu kadar ettiğini hepimiz biliyoruz. En azından Real Madrid ve Manchester Utd kulübü yöneticilerince tescillenen rakam bu. Kendisinin bu konuya ilgili özellikle Platinin futbolculara fahiş paralar ödeniyor açıklamasından sonra birkaç defa bu konunun üzerine gittiğini söylemeyliyiz. Belki de attığı her golden sonra buna isyan edercesine çok coşkulu sevinç kutlamalarında bulunuyor. 94 milyon eder mi bilmiyoruz ama bir gerçek var ki sezona başladığı futbol ile devam ettiği takdirde bu senenin parlayan yıldızı olacağı kesin.

Üç kupayı da alacağız

Real Madrid'in üç kupayı alacağını savunmuş. Zaten herkesin beklentisi o. Bu kadar transferden sonra. Yalnız Kral kupasında ilk maçta 4-0 yenildikleri Alcorcon mağlubiyetinde saha da yoktu kendisi belki ama rövanşta olmak istediğini söylemiş. Zaten Real Madrid'in rövanşta ona ihtiyacı olduğu muhakkak.

Dünya Şampiyonu olacak kadar iyiyiz

Portekiz 2010 dünya kupasında yer almayı henüz garantilemedi. Önlerinde Bosna-Hersek engeli var. Madem bu kadar iyiydiniz o zaman grupta nerdeydiniz diye sormazlar mı adama? Biliyorsunuz Portekiz İsveç Danimarka Macaristan ile girdiği mücadelede son anda 2. olarak play-off'a kaldı. Aslında yakın takip edenler bilirler. Portekiz birçok maçta şansızlık yaşadı ve iyi oynadı. Bosnalılar çıkışta ve gecmişte çok kez gördüğümüz küçük takımların başarı hikayelerinin başlangıçlarına benziyorlar. Bu turu geçtikten sonra bu açıklama daha iyi olurdu. C.Ronaldo'yu yaz ayının heyecanı şimdiden sarmış anlaşılan.

Türler beni şaşırttı!

Dünya kupasında gidemememiz ve grupta çok kötü bir performans sergilememiz C.Ronaldo'yu şaşırtmış. Ne yalan söyleyeylim bizi de şaşırttı.

En iyisi Tuncay!

C.Ronaldo'ya göre en iyi Türk oyuncu Tuncay'mış. Haklı olabilir de olmayabilir de. Ama biz bu sorunun cevabının neden Tuncay olduğunu biliyoruz. İngiltere Ligi'nden yeni ayrılmış ve yıllarca orada oynamış bir oyuncu başka bir futbolcu söylese şaşardık. Hele de Avrupa Devlerinden birinde düzenli oynayan bir futbolcunuz yoksa...

30 Ekim 2009 Cuma

Fifa Yılın Oyuncusu



Aralık 21'de FIFA dünyanın en iyi futbolcusunu seçecek. Liste kalabalık ve bir o kadarda kaliteli isimlerle dolu fakat listenin başında olacak isimler aşağı yukarı kestirilmekte. Örneğin Henry olmayacak ya da Essien ve ya Diego. Kim olabilir diye tahmin yürütürsek elbette ki Messi, C.Ronaldo sürpriz olmayacak isimler. Yanlarına kim yaklaşır derseniz ise seneyi süper geçiren Xavi hem milli takım hem klüp takımıyla iyi maçlar çıkardı bunun yanında takım arkadaşı Iniesta, Man. Utd ile geçen sezon Ronaldo'nun arkasında kalan bu sezon ise takımı sürükleyen Rooney ve Ibra Kadabra benim gözümde üst sıralarda olabilecek futbolcular. Dikkat ederseniz Kaka'yı saymadım. Son 1 senede Milan'da takım olarak kötü olduklarından bence bu listenin başında olmamalı.


Listede kimler mi var?

Michael Ballack (Germany)
Gianluigi Buffon (Italy)
Iker Casillas (Spain)
Cristiano Ronaldo (Portugal)
Diego (Brazil)
Didier Drogba (Ivory Coast)
Michael Essien (Ghana)
Samuel Eto’o (Cameroon)
Steven Gerrard (England)
Thierry Henry (France)
Zlatan Ibrahimovic (Sweden)
Andres Iniesta (Spain)
Kaka (Brazil)
Frank Lampard (England)
Luis Fabiano (Brazil)
Lionel Messi (Argentina)
Carles Puyol (Spain)
Franck Ribery (France)
Wayne Rooney (England)
John Terry (England)
Fernando Torres (Spain)
David Villa (Spain)
Xavi (Spain)

29 Ekim 2009 Perşembe

Nostalji - Yeni Türkü

Yerinde Müdahale

Görüntüler Dinamo Zagreb - Cibalia maçından Zagreb 1-0 mağlup ve Ilija Sivonjic öyle bir gol kaçırıyor ki görülmeye değer eğer ki Zagreb taraftarıysan kafayı duvarlara vurmaya değer.

Göz Zevki



103 km hızla giden Zlatan Ibrahimovic'in füzesi ancak ağır çekimde detaylı görülebiliyor...

24 Ekim 2009 Cumartesi

Digiturk Spor

Türk futbolu takımları, hakemleri, yöneticileri, topçuları hatta yayıncı kuruluşları ile hakikatten renkli ve bir o kadar da entrika dolu bir lig. Yer yer yöneticilerin kavgaları yer yer hakem topçu kavgaları bu ligde bolca görülmekteyken son günlerde bide bunlara yayıncı kuruluş kavgaları eklendi. Kavga hemde ne kavga. Avrupa kupası maçı izliyosun gözüne sokarcasına D-Smart amlemi, alttan can havliyle geçen bilgilendirme yazıları, Digiturk’un kendi platformunda kendini aklama çabası derken maç bittide izleyicide bu işkenceden kurtuldu. Hadi bu Avrupa maçı ama “Süper” ligimiz bundan önce de kablo kesme, stada sokulmama gibi yayıncı kuruluş badireleri atlattı.

Günümüz futbolunda her şey mümkün düşünün ki bu gazla Digitürk gidip bir takım satın alıp adınıda Digitürk Spor yapar hele de Avrupa Kupalarına bu takımla katılırsa D-Smart’ın vay haline. İşte Güney Afrika’da son 2 yılda şampiyonluğa ambargo koyan böyle bir takım var.

Bilinçli bir şekilde Pretoria şehrinin takımıını satın alıp ismini Supersport United yaptıktan sonra gerek altyapı gerekse Avrupa klüpleri ile bağlarını kuvvetlenirerek Güney Afrika futboluna yeni bir soluk kattı. Yayıncı kuruluşun takımı satın almadan önce orta sıra bir şehir takımı olan Supersport United şimdilerde Totenham ve Feyenord ile yaptığı anlaşmalarla bu takımlara ve Avrupa’ya Afrikalı topçu yetiştiren bir fabrika oldu. Bizim ülkemize baktığımızda böyle bişeyin olması yeni komplo teorilerinin üremesine, şikedir, şaibedir söylentilerin artmasına ve tarafsızlığın yok olmasına yol açacağından dolayı pek mümkün gözükmüyor. Ama eğer bir takım altyapısıyla böyle fabrika haline dönüşecek futbol için emek verecekse Digitürk Spor neden olmasın derim.

Supersport United’a dönersek tekrar Daine Klate takip edilecek beklide totenham ya da feyenord’a transfer olabilecek tek kişi gibi durmakta. Bu ülkede yayıncı kuruluşların kavgası sadece şampiyonluk için o da masabaşında değil sahada.

Yetenek Bakidir..



Bizim toplumumuzda insanların yaşları ilerledikçe ona olan saygı artar sözü dinlenir ve tecrübelerinden yararlanılır. Ailede sözü geçer. Futbolda ise bunun böyle olmasının yanısıra yetenekli oyuncularla ilgili spor magazin programlarında "x yeteneginden hiçbirşey kaybetmemiş, x bizi eski günlerine götürdü" tarzında nostaljik ve yeni çekilen görüntüleriyle ilgili haberler görürüz. Bu haberlerin ana temaları ve bize verdiği ders belki futbolcular yaşlanır ve fiziksel olarak futbol oynamaya elverişsiz hale gelseler de yetenekli dediğimiz bazı özel futbolcuların bu özelliklerinin baki kaldıgını göstermesidir. Mustafa Denizli'nin antrenmanlarda hala kornerden gol atması, devler liginde Sergenin zaman zaman şovları, yine özel turnuvalarda yardım maçlarında vs. Rıdvan'dan Zidane'dan estetik hareketler. İşte bunlardan biri geçtiğimiz günlerde eski Sırp oyuncu şimdi Japonya'da teknik direktörlük yapan 44 yaşındaki Dragan Stojkovic'ten geldi. Kendisi yedek kulübesinden öyle bir gol attı ki gecen hafta aktif futbol yaşantısını Inter'de sürdüren vatandaşı Stankovic'in Genoa'ya attıgı gole adeta o da neymiş dedirtti.

Haftanın Tek Maçı



Tüm Haber Siteleri, Tüm Gazeteler ve futbolla uzaktan yakından ilgilenen herkes gerçekten bu hafta full konsantre bu maçı bekliyor. Bükreş zaferleri bile arada kaynadı ve taraftarlara haftasonu için güven vermekten öteye gitmedi. Fenerbahçe alışılagelmişi devam ettirmenin GS ise her zaman oldugu gibi kazanmak için giderek bu sefer bir ilki gerçekleştirerek kazanmanın peşinde. Galatasaray'ın gerçekten Fenerbahçe'yi sıkıntıya sokacak oyuncuları var ama çok daha favori oldugu zamanlarda dahi eli boşdöndüğünü biliyoruz. Bakalım bu sefer olacak mı? Ama bir gerçek var ki Galatasaray kazanırsa bu maç daha çok konuşulacak... Biletlerimiz cebimizde Derbi Şölenini bekliyoruz.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Barcelona'yı Yenmek


Rus futbolunun yükselişine devamını Dün gece şampiyonlar liginde oynanan Rubin Kazan - Barceloana maçında gördük. Büyük iş başardı Gökdeniz ve arkadaşları. Nou Camp'da şu ana kadar resmi maçlarda mağlubiyeti bulunmayan Barca'yı 2-1 ile geçti. Ligde oynana maçlarda toplamda 3 gol yemiş bu 3 golüde 2 takımdan yemiş 5 maçı gol yemeden tamamlamış bir takım Barcelona. Şampiyonlar liginde ise 2 maçta namağlup ünvenını koruyordu. Ta ki Gökdeniz Karadeniz'in golü gelene kadar. Ligdenlar liginde hedefine sağlam adımlarla ilerleyen Rubin Kazan Şampiyonlar ligine ise bu galibiyetle damga vurdu. Başrollerde Gökdeniz Karadeniz. Nou Camp'ta attığı golle parlayan bir yıldız. Grupta'da işler karıştı 3 takım 4'er puanda. Fakat bizi etkileyen ve ilgilendiren kısmı bir Türk'ün Nou camp'ta böyle bir Barcelona'ya galibiyet golünü atma hayalinin gerçeğe dönüşmesi.

20 Ekim 2009 Salı

Stevan Jovetic



Yukardaki fotoğraf çok eski değil daha gectiğimiz sene transfer döneminde çekildi. 1989 doğumlu Fiorentinalı Jovetic için işler bugün iyi gidiyor. Sporting Lizbon maçında sonradan oyuna girerek takımını şampiyonlar ligine sokmuştu. Şampiyonlar Liginde ise italyada Liverpool'u 2-0 yenerlerken gollerin ondan gelmesi herhalde taraftarların onu şimdiden baştacı yapmalarına yetti. Ona saçlarından dolayı Jo-Jo diyorlar. Belki gerçekten erken ama bugün ismi Manchester United için geçiyor. Karadaglı genç oyuncunun örnek aldığı isim ise vatandaşı Mirko Vucinic. Şunu biliyoruz ki Manchester Utd bundan sonraki takımı olmayabilir ama bu şekilde devam ederse örnek aldığı vatandaşını çok kısa sürede gececektir. Onu keşfeden ve ilk kez Partizan A takımda oynatan hocası Jurgen Rober ise bugün Ankaraspor'da herhalde neye uğradığını şaşırmış durumda.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Taraftarın skora katkısı..

Taraftarların skora olan etkileri her zaman konuşulur. Özellikle sağlam tribünü olan takımlar bu konuda her zaman şanslıdır. Adana Demirspor taraftarları da bu özellikleriyle tanınırlar. Sene başında kendi organizasyonlarıyla Livorno'yu Adanaya getirmişlerdi. Bu haftasonu oynanan maçta skora olmasa da "skorborda"" direkt etki ettiler.

Adana 5 Ocak Stadı'nda Adana Demirspor ile İskenderun Demirçelikspor arasında oynanan maçta ilginç görüntüler ortaya çıktı. Maça mutlak galibiyet parolasıyla çıkıp kötü gidişe "dur" demek isteyen Adana Demirspor, İskenderun Demirçelikspor karşısından ilk yarının sonlarında yediği 2 golle yenik duruma düştü.

Adana Demirsporspor maçın ikinci yarısında da bir varlık gösteremeyince taraftarlar çılgına döndü. Takımlarını yuhalayan taraftarlar futbolcuların değiştiremediği skoru değiştirmek için harekete geçti. Maçın uzatmalarının oynandığı bölümde takımdan ümidini kesen bir grup taraftar skorborta çıktı. Taraftarlar skorbordu Adana Demirspor 7, İskenderun Demirçelikspor 2 durumuna getirdi. Taraftar gerçekte olmasa bu durumdan büyük bir mutluluk duydu.

Görevlilerin uyarması üzerine taraftarlar skorbordun önünden ayrıldı. Ancak maçın bitişiyle birlikte maçın skoru, skorbordda 7-2 kaldı.



Kaynak:Ajansspor

Play-Off Eşleşmeleri


Sürpriz çıkar mı sizce? Pek olası görünmüyor. Denk duran 2 takım Yunanistan - Ukrayna dışında diğerlerinde favoriler kazanır gibi.(Maçlar 14-18 Kasım)

İrlanda Cumhuriyeti - Fransa
Portekiz - Bosna Hersek
Yunanistan - Ukrayna
Rusya - Slovenya

17 Ekim 2009 Cumartesi

Liverpool "Balonu"

Görüntüler açık böyle şansa ne denebilir ki başka. Küçücük çocuk 3 puan getirdi Sunderland'a böyle olmasını istemezdi sanırım.

15 Ekim 2009 Perşembe

Tutunamayanlar



İsveç, Hırvatistan, Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya.....

Sizce yukarıda yazılan 6 ülkenin ortak özelliği euro 2008 finallerinde yer alması mıdır? Yoksa 2010 Dünya Kupası'nda olmayacakları mıdır? 2 sorunun cevabı da "evet". Bu 6 takım kadrosunda yıldız isimler olmasına ve Avrupa'nın kalburüstü takımları sayılmalarına rağmen 2010 Dünya Kupası eleme gruplarında play off 'lara bile kalamayarak elendiler. 2010'da Modric'i, İbrahimovic'i, Arda'yı, Smolarek'i, Rosicky'i, Mutu'yu izleyemeyeceğiz.


11 Ekim 2009 Pazar

Gerçekten Lazım...


Arjantin kritik olan son Uruguay maçında bir kaza yaşamaz inşallah ve dünya kupasına gelir. Çünkü gerçekten hepimiz onu özledik ve dün gördük ki Arjantin deyince akla o gelecek ve tüm kupaya renk getirecek. Peru maçının hakemi de buna inanmış olacak ki tam önünde olmasına ragmen 90+3 de gelen Palermo'nun golünün ardından ofsayt nedeniyle golü iptal etmek yerine adeta bir gol sevinci yaşar gibi orta noktaya koştu.

Can Simidi...


Resimdeki genç hergün mahallemizde gördüğümüz kızların peşinde gezen ve elinde son model telefonuyla "naber kanka" diye başlayan cümlelerle arkadaşlarıyla konuşan bir "teenage" değil. 60 yaşında kariyeri başarılarla dolu bir teknik direktörün, tartışılan bir başkanın, 106 yıllık bir camianın kötü başladığı bir sezonun geri kalan kısmında umudunu koruması adına tüm camiayı yeniden hareketlendirecek bir geri dönüşün tetikleyicisi belki de. Beşiktaş sezon başladıgından beri 60 günde attıgı golün fazlasını ve aldığı puan kadarını gecen hafta tahkimden gelen kararla elde etti. Şimdi bu serinin devam etmesi için yeni bir kana ihtiyac var. Gecen sene oluşturdugu başarılı olmuş takım yapısıyla ve sene başında yaptıgı takviyelerle zaten sene sonuna kadar şampiyonlugu kovalamak için yeterince güce sahipler. Şu an sadece bir başlangıca ihtiyacları var. Aslında bir başlangıca ihtiyacı olan sadece onlar değiller. Batuhan Karadeniz umut vaadeden futbolcu imajının içini gecen sene Eskişehirsporda gösterdiği performansla doldurmaya başlamış görünüyordu. Sene sonunda Fenerbahçe maçı öncesiyle başlayan bu sene Gaziantep maceralarında ve kilo fazlası dedikodularıyla yaşadığı krizler onun buna yeniden ihtiyac duymasını sağlıyor. Şimdi haberlerde sadece 3 kilo fazlası oldugunu ve Mustafa Hocanın Holoskonun da sakatlanmasıyla gol orucundaki forvetlerin yerine onu hazırladığını söylüyorlar. Aslında herkesi biliyor ki Batuhan'ın sadece hava toplarındaki üstünlüğünden veya üstün fizik gücünden değil hırsından, aykırı yapısından ve onunla benzer yapıya sahip taraftarıyla bütünleşmesinin takıma getireceği heyecandan yararlanmak istiyor. Ferrari'nin, Ernst'in, Nihat'ın, Yusuf'un tecrübesini Batuhan'ın yaratacağı heyecanla birleştirip camiayı yeniden ayaga kaldırmayı amaclıyor. Dileriz bu süreç Batuhan'ın oynayacağı birkaç maç göreceği birkaç kart ile bitmesi yerine umut vaadeden futbolculuktan iyi bir futbolculuğa geciş yapmasını ve seneye bu zamanlar yeniden yapılanma sürecinde ilk ciddi maçlarını oynamaya başlayacak olan milli takımımıza da aynı etkiyi yapmasını sağlar.

TV Kumandası- Devler Ligi

Devler ligi Acun Ilıcalı'nın bugün başlayacak yeni projesi. Katılımcılara baktığımızda baya bi neşeli program olacağa benziyor. Özellikle fragmandan Erman Hoca ve Tanju Çolak atışmaları reytingi körükleyecek gibi gözüküyor. Eski özlenen topçularında tekrar sahaya çıkacak olması keyif verici doğrusu. Bugün saat 20:00'da Show tv de. İzelenesi bir program gibi duruyor hadi bakalım hayırlısı.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Muhsin Ertuğral

Bülent Hoca'nın ardından Sivasspor'a Muhsin Ertuğral getirildi. Ülkemizde popüler değil hatta "kim bu adam yahu Sivas git gide hedef küçültüyor" diyenler olacaktır ama önyargıları bir kenara bırakıp Ajansspor yorumcularından Alper Boyacı'nın Muhsin Ertuğral değerlendirmesini inceleyelim.

Anadolu’nun cevelanına Afrika’dan bir cevelan geldi..


Sivasspor'un Muhsin Ertuğral adımı, ülke futbolu adına çok ciddi bir hamle. Afrika'da önemli başarıları olan, ulusal takım dahi çalıştıran bir Türk teknik adam, belki de kariyerinin en önemli sınavını vermek üzere Sivasspor’a geldi.. Peki kimdir Muhsin Ertuğral neler yapmıştır, neler başarmıştır ve nasıl olmuştur da bu başarılı teknik adam ara ara olan asparagaslar dışında Türk Spor Medyası’nda kendine bir sütun bulamamıştır? Siz Ajansspor okuyucuları için detaylı olarak anlatmak, Muhsin Ertuğral’ı tanıtmak istiyorum..

1959 İstanbul doğumlu Ertuğral küçük yaşta ailesiyle birlikte Almanya’ya göç etmiştir. Futbola Köln'de başlayan, oradan Standart Liege'ye transfer olan, ardından da Türkiye'ye dönen Ertuğral, Antalyaspor ve Eskişehirspor'da forma giydikten sonra profesyonel futbola veda etti.. Futbolu bıraktıktan sonra Almanya'ya dönen Muhsin Ertuğral, Yılmaz Vural'la birlikte Köln Spor Akademisi'ni bitirdi. Akademiyi bitirdikten sonrada Belçika İkinci Lig takımlarından Hekeren'in başına geçti.. O dönemde Hekeren takımının sahibi Zaire’li bir iş adamıydı. Muhsin Ertuğral’ın Hekeren başarısı da onu Zaire Milli Takımının başına getirdi..

Zaire’nin teknik direktörlüğüne getirilirken Afrika Uluslar Kupası eleme grubunda sonuncu durumda olan takım, Ertuğral’la birlikte büyük bir çıkış yakalamış ve Afrika Uluslar Kupası’nın çeyrek finaline dek yükselmişti.. 1997’de Köln Spor Akademisi’nden birlikte mezun olduğu Yılmaz Vural’ın yardımcısı olarak Trabzonspor’a gelmişti. Trabzonspor’da çok mutlu olduğunu belirten Ertuğral Yılmaz Vural’ın istifasıyla birlikte Trabzonspor’un başına geçme fırsatı yakalamasına rağmen Yılmaz Hoca’yı yalnız bırakmamak için istifa etmiştir.. Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra Afrika’daki ünü sayesinde yine orada gündeme gelen Muhsin Ertuğral, Kaizer Chiefs takımının başına geçti.. 1999’da başlayan Kaizer Chiefs döneminde büyük başarıların altına imza atan Ertuğral, Afrika Kupa Galipleri Kupası başta olmak üzere birçok kupayı havaya kaldırdı. 2002-2003 sezonunun yarısına kadar Chiefs’te kalan Muhsin Ertuğral, kendisine ve takımına katacak yeni şeylerinin kalmadığı düşüncesiyle takımın başından ayrıldı..
G. Afrika’dan ayrıldıktan sonra Avusturya 1. Lig takımlarından SV Mattersburg’un başına geçen Ertuğral’ın Avrupa kariyeri pek de umduğu gibi gitmedi. Avusturya’dan sonra Mısır’dan Ismaily ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden Bani Yas Club’ın başına geçen Muhsin Ertuğral, 2006-2007 sezonuyla birlikte tekrar Güney Afrika’ya döndü. Ajax’ın G. Afrika daki pilot takının başına geçti.. Ajax Capetown’da beklenmedik bir performans gösteren Ertuğral, ligi 4. sırada tamamlayıp Ajax’ın ilgisini çekerek başına geçme dedikodularına sebep olsada eski takımı ve Afrika’daki ilk göz ağrısı Kaizer Chiefs’ten gelen teklife dayanamadı ve yuvasına geri döndü.. O günden Sivas’a kadar Muhsin Ertuğral için mekân, Kaizer Chiefs oldu. Muhsin Ertuğral, yardımcısı olarak son dönemlerde bir Türkiye efsanesi olan Fani Madida ile çalışmaktaydı. Fakat son haberler Madida’nın Türkiye’ye gelmek istemediği yönünde.

Google’da Güney Afrika’da arattığında milyonlarca sonuç Türkiye’de o kadar yoğun bilgi olmayan Ertuğral hakkında G. Afrika spor yayıncısı Sport 24 ve Futbol Ekstra röportajlarından derlediğim bilgiler ışığında kariyeri hakkında bir fikir vermeye çalıştım.. Umudum Ertuğral’ın başarılı ve enteresan kariyerine yeni başarılar katmasıdır..

Alper Boyacı/Ajansspor

Günün Sorusu

Bosna Hersek bugün puan kaybeder mi?

Krisztian Nemeth

Hazır Genç Macarlar demişken, aralarından parlayan bir topçuyu tanıtarak devam edelim. Krisztian Nemeth, 1989'lu futbolcular kuşağından 20 yaşında bir yetenek. Mevkisi forvet ve çoktan Liverpool tarafından himaye altına alındı. Bu İngiliz klüpleri hakikatten işi biliyor. Arsenal, ManU ve Liverpool bu işi çok iyi yapıyor ve yıldız ışığını gördüğü genç topçuları alıyor kuluçkaya yatırıyor ve kelebek olarak futbol dünyasına sunuyor. Nemeth 20 yaşında olmasına rağmen 2005 yılında futbol piyasasına MTK ile çıktı ve bu kadar genç yaşta Liverpool'un dikkatini çekecek bir performans sergiliyor. 37 maçta 18 gol atarak MTK kariyeri 2 yıl sürüyor ve ardından İngiltere'nin yolunu tutuyor. Liverpool'da henüz kadroya alınacak fizik yeterliliğine sahip değil onun için rezerve takımda alıştırma koşuları yapıyor premier lige ama ileriki yıllarda as kadro için göz kırpıyor. Şu sıralar AEK'da kiralık olarak forma giyiro ve 4 maçta 2 gol attı biri derbide Oliympiakos'a bu istatistikler ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor ve kendisi için biçilmiş bir kaftan olan Lige ve takımada gelmiş görünüyor daha çok gol atar izlenimi veriyor. Macar u20 takımı dün İtalya'yı 3-2 yenip yarı finale çıkarkende Nemeth attığı 2 gol ile sahanın yıldızı oldu. Attığı gollerdeki soğukkanlılık ve vuruş tekniği Liverpool'da çok şey öğrendiğinin göstergesi. Fakat fizik olarak yetersizliği yaşıtlarıyla maçlarında bile görülmekte en çok geliştirmesi gereken eksisi bu olsa gerek. Nemeth'i yarı final de ve Aek forması altında izlemeye devam edin bu çocukta iş var.

Genç Macarlar

Macaristan eski başarılı yıllarına A takım olarak ne zaman döner bilinmez ama 20 yaş altı takımı dün büyük bir başarıya imza atarak uzatmalarda İtalya'yı 3-2 mağlup etti ve yarı finale yükseldi. Macaristan uzun bir aradan sonra Fifa turnuvalarında yarı finalde belki A milli takımıda sürpriz yapıp gruplara katılır ne de olsa Portekiz'le aynı puanda ve birbirleri ile maçı var.

6 Ekim 2009 Salı

Fotokopi diye onu çekecekler..

Bilmeyen yoktur sanırım Murat Özarı ile Fikret Engin'in akıllara zarar iddaa programı. Su faturasını iddaaya yatırıp kupon isteyen mi ararsın yoksa maaşını çekip kupona yatıran mı.. En sonunda sınıf başkanlığı gibi başa bela bir görevin işe yaradığını da gösterdi ya bize daha da birşey demiyoruz. Yorumu size bırakıyoruz..

Köşk, Texas'a Döndü

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 14 Ekim Çarşamba günü Bursa’da oynanacak Türkiye - Ermenistan maçı öncesinde Vali Şahabettin Harput, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, İl Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya, Bursaspor Kulubü Başkanı İbrahim Yazıcı ve taraftar gruplarının temsilcileriyle bir araya geldi.Bursaspor taraftarlarının coşku ve heyecanını diğer takımlardan daha farklı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, "İkinci lig şampiyonluk kupasını verdiğim gün Bursasporlu taraftarların yaşattığı coşkuyu hala unutamadım. Futbolculuk döneminden bu yana beğeniyle izlediğim Ertuğrul Sağlam’ın teknik direktör olmasından sonra Bursaspor’un karşılaşmalarını daha yakından takip ediyorum. Kat ettiği mesafe ve kazandığı başarılar ile Bursaspor artık zirveye oynamayı hak ediyor" dedi.Bursaspor’un taraftar grubu Teksas’ın lideri Selim Kurtulan, grup adına günün anısına Cumhurbaşkanı Gül’e Bursaspor forması hediye etti.

Alıntıdır: www.teksas.net


Deplasman Tribünü

5 Ekim 2009 Pazartesi

Fanatik köylü

Facebook müdavimleri iyi bilirler son zamanlarda Farmville çılgınlığı aldı başını gidiyor. Hiç bilmeyenler için kısaca tarla ekip-biçme yani tarım oyunu diyebiliriz. Oynayanlar pek memnun iken oynamayanlar sinir küpü. Sürekli tarla daveti gönderileri, yapılan tarlaların paylaşılan fotoğrafları insanı facebook'tan soğutuyordu. Geçen hafta tam saçma sapan bir sebeble yasaklandı diye seviniyorken bugün listemdeki arkadaşlarımdan birinin paylaştığı tarlasının resmiyle şok oldum. Abimiz yememiş içmemiş ekmiş aşkı Göztepe'nin armasını oluşturmuş. Açıkçası bu emeği görmelisiniz diye düşündüm. Sonuç olarak:

İşte FarmVille İşte Göztepe!

Tribünde Sinyalcilik Rehberi




Not: Aşağıdaki bana ait olan bir yazı fakat sevdiğim birkaç arkadaşımın bloğunda daha önce yayınlandı ama kendi bloğuma yazıyı eklemek ilk kez nasip oldu. Fotoğrafı Hasan Kardeşimin bloğundan aldım, iyi sinyaller.




Sinyal yasam tarzidir..


Küçücük çocukken başlar bu heves; tribüne girmek, sahada top koşturanları bir şekilde görebilmek. Tabi anneden, babadan alınan paralarla cüzi harçlıklarla bu iş olmuyordu t: Aşağoo yüzden "Abi benide sok be içeri" cümlesi o günlerde ağzımızdan eksiltmediğimiz türden bir cümleydi. Geneldede içeri girerek sonuçlanırdı bu karşılıklı paslaşmalar. İşte küçekken başlar ve insanın içine işler bu ‘sinyal’ olayı.


Bir kere tadını aldın mıydı artık vazgeçemezsin hep 'sinyal' girmeye çalışırsın içeriye ama tabi vur, kır, parçala zihniyetiyle değil de akıl, mantık çerçevesine oturtarak bir takım kurnazlıklar peşinde koşarak yaparsın. Bununda üç beş yolu vardır şimdi bu yolları ve taktikleri sıralıyayım:


1. Çift dönme: Bu en klasik ve en bilinen yöntemdir. Genelde kombinesi veya bileti olan kişinin arkasında icra edilir ve birlikte girmeye çalışılır. Bu yöntemde hedef kişiyi iyi seçmen lazım kilolu yerine zayıf kişiler seçilmesi her zaman avantajlıdır. Malumunuzdur ki koordineli ve birlikte haraket ederek geçmek lazım turnikeden. Bu yöntem her tribünde denenir fakat İnönü'de tadı bir başkadır. Özellikle Beşiktaş’ın yüzüncü yılında "Bir kombine ile dört kişi bari girmesin" lafına şahit olan biri olarak hayranlığımı gizleyemedim doğrusu. Son yıllarda alınan önlemler çıkan engellerden dolayı bu yöntem gitgide değerini kaybetmekte. Lütfen eskilerden yadigar bu yöntemin kıymetini bilelim, hakkını verelim.


2. Görevliyi ayartma: Bu yöntem kişinin dil yeteneğine bağlıdır. 'Sinyal' yapacak kişinin ikna kabiliyeti, konuşma becerisi ne kadar gelişmiş ise başarıya ulaşma şansı da o denli yüksektir. Bu yöntem Anadolu klüplerinin stadlarında çok etkilidir. Özellikle üç büyüklerle oynanan maçlarda "Ben İstanbul'dan geldim" şeklinde bir cümleyle giriş yaparsan işin yüzde ellilik kısmını halletmiş olursun. 2003 yılında Fenerbahçe şampiyonluğu ile sonuçlanan Denizli'deki maçta bu yöntemi denemiş ve başarıya ulaşmış biri olarak tavsiye ederim.


3. Turnike patlatma: Bu yöntemde öncü birliğin önemi çok fazladır. Bu öncü birlik gider, turnikeyi bir şekilde kullanılamaz hale getirir ve sonradan gelecek kişilere kolaylık sağlar. Ali Sami Yen'in deplasman tribününde uygulanan bir yöntemdir. Başarı oranı ise öncü birliğin kabiliyetine polisinde tavırlarına bağlıdır.


4. Kaya deliği bulsam da girerim: Bu yöntem stadı çok iyi bilmekle doğru orantılı başarı getirir. Önce stad araştırılır, fizibilite etüdü yapılır sonra kağıt, kalem hazırlanır ve inşaattan kalan boşluklar, sorunlu kapılar, korumasız görevli girişleri vb. biri seçilir ve aksiyon başlar. Biri tutmazsa diğeri denenir her zaman bir B planı bulundurulur. Hiç biri olmuyor mu tribüne tırmanılır. İsmetpaşa, İzmir Atatürk, Alsancak stadları bu yöntem uygulanıp başarı sağlanan yerlerdir.


5. Eski yırtılmamış biletler: Eğer ki elinizde bu tanıma uyan bilet varsa mutlaka saklayın. Bir işe yaramaz diye atmayın, zira "sakla samanı gelir zamanı" diye atalarımız boşuna dememiştir. Gittiğiniz stad turnikeli değilse bu yöntem mutlaka denenmeli. El çabukluğuna ve soğukkanlılığa dayalı bir yöntemdir, başarı oranı yüksektir, yeter ki görevliye renk vermeyin. Biletin yırtılıp girildiği her stada uygulanabilir.


6. Bekle ve çabuk davran: Bu yöntemde sabır çok önemli. Maçın başlamasını beklersin, çünkü bilirsin kapı açılacaktır. Biraz da yanında üç beş arkadaşın varsa azıcıkta zorladın mı o kapı açılır ya da açtırtılır fakat on-onbeş dakika geçmesi muhtemeldir ama sonuç hep aynıdır, içerdesindir artık. Bilet fiyatı yüksek ve kalabalık olabilecek milli maçlar ve Anadolu klüplerinin maçlarında uygulanabilecek bir yöntem.


7. Diğer yöntemler: Eş, dost, akraba, polis vs. tanıdık varsa elini kolunu sallaya sallaya girersin. Basından tanıdık varsa takarsın kartı girersin. "Biletim çalındı" dersin stad müdürlüğünü ikna edersen girersin. Aklına parlak başka bir fikir gelirse gene girersin. Eğer ben bu maça gireceğim diye kafana sokarsan illa ki bi 'sinyal' yapar, bir şekilde içeri girersin. Arkadaşımla aramda geçen bi dialoğu yazıp bitereyim.


- Bilet kalmamış yattı bizim Denizli işi...

- Ne bileti boşver bileti napcan?

- Eee, nasıl gireceğiz maça?

- Bi'şekilde gireceğiz artık...

- Nasıl ama? Hangi şekilde?

- Bende bilmiyorum gidince görcez ama bir şekilde gircez...


Sonuç: Biz içerideyiz, yöntem ise ikinci yöntem...


Yalnız son bir şey; bu yöntemler Saraçoğlu'nda sonuç vermiyor. O yüzden fazla kasmamak lazım. Ne de olsa tek reis Aziz reis.


Hepinize iyi sinyaller..

Jose Jose Jose...

2 Ekim 2009 Cuma

Ünlü Futbolcu "Fiyasko" ile Anlaştık


Yaşı müsait olanlar İorfa ismini hemen hatırlayacaktır. 1991-92 sezonunun devre arasında G.Saray, Nijeryalı Dominic İorfa’yı transfer etmişti. Teknik Direktör Mustafa Denizli idi ve İorfa, İngiltere Ligi’nden Quenss Park Rangers’tan transfer edilmişti. Ancak Mustafa Denizli, İorfa’yı ocaktan mayısa kadar geçen süreçte hiç ama hiç oynatmadı. Spor sayfalarında İorfa’nın çok formda olduğu ve her hafta forma giymesinin beklendiği yazıyordu sürekli. Ama İorfa ligin sondan ikinci haftası olan ve Beşiktaş’ın G.Saray’ı 4-3 yenerek şampiyon olduğu maçta oynadı bir devre. Sonra da ligin son maçında... İzafi bir cümle olacak ama İorfa, Türkiye’ye gelmiş geçmiş en fiyasko yabancı oyuncudur. Öyle ki o dönemde bir İorfa fenomeni oluşmuştu. Mahalle maçlarında bile uzun bacaklı ve kazma tipli çocuklara rengine bakılmaksızın İorfa deniliyordu! İorfa, gazetelere ‘Vallahi billahi İngiltere’de oynadım, aha da resimler!’ diyerek beyanatlar veredursun, sene sonunda çoktan bileti kesilmişti bile. Yeni nesil, ‘Yaa, kimmiş bu İorfa?’ diye düşünebilir. “Ekşi Sözlük’teki yorumlara göz atmanız kâfidir.” deyip geçelim. Fiyaskonun adı, İorfa oldu İorfa, o dönemde de bir ekoldü ama gidişinden sonra tam bir şehir efsanesi haline geldi. ‘Sadece koşmakla topçu olunsa, Süreyya Ayhan gol kralı olurdu!’, ‘Kendi yaptığı ortaya kafa vurabilen oyuncu’, ‘İyi orta gol getirir ama İorfa gol getirmez’, ‘Mersin İdman Yurdu çok kötü günler de geçirmiştir ama hiçbiri hazırlık maçında İorfa’dan gol yediği gün kadar kötü olamaz!’ gibi vecizelerin doğmasına vesile olan İorfa’nın bir dönem Nijerya Milli Takımı’nda bile oynadığını, ama o dönemde Nijerya futbolunun en kara yılları olduğunu söylemek lazım. Alınan son haber ise başkanı olduğu takımın aldığı kötü sonuçlar üzerine taraftarların İorfa’yı dövdüğü üzerine… Anlatılmaz yaşanır tadında bir futbolcu olan Dominic İorfa’nın idmanların neşe kaynağı olduğu yazılırdı hep. Türkçe bilmediği halde espriler yapıp takımı krizlere sokabilen İorfa’nın gidişine en çok Galatasaraylılar’ın sevinmesi de ilginçti. Belki bir yıl daha kalabilseydi, ülkemizde eski bir televizyon programının adı, ‘Akın Akın İorfa’lı Kompela!’ olabilirdi. İorfa vakasından yaklaşık iki yıl sonra ise gazetecileri her gördüğü yerde top sektirme özelliğine sahip olan ve Arjantin’den de kötü topçu çıkabileceğinin ispatlarından biri durumundaki Osvaldo Nartallo geldi Beşiktaş’a. Gol atmıyor değildi ama bir şeyler eksikti işte. Tip olarak Mario Kempes’i andıran Nartallo, ertesi sezon da Petrol Ofisi’nde forma giydi. Yine goller atmasına rağmen Ohen de 1998-99 fiyaskoları arasında yerini almıştı. Daha öncelerden Gordon’un asker arkadaşları Walsh, Wilson ve Mc Donald da unutulmamalı tabii. Büyüklerinki say say bitmiyor Hiç kimse İorfa’dan daha kötü olamaz kaidesine rağmen yakın zamanda Lutu, Marsh, Bruno, Pinto gibi isimler de göz ardı edilmemeliler. Özellikle Lutu için ‘Rıdvan Dilmen gibi’ benzetmesi yapılmıştı ama birkaç maç oynamayı başarabilseydi karar verebilirdik kim gibi olduğuna. Bir de başarılı kariyerine rağmen Galatasaray’da forma giyip giymediği bile hatırlanamayan Hakan Yakın var. Şimdilik çok erken lakin bu şekilde giderlerse Carrusca ve İnamoto’nun da listeye dahil olma ihtimalleri var. Fenerbahçe’de ise Wagenhaus’un uzun bir süre insan mı yoksa makine mi olduğu tartışılmıştı. Galatasaray’daki kardeşi Adrian’a nispet olarak alınan Sabin İlie’ye bir devre tahammül edilebilmişti. Preko, Ortega, Beschasniychk ve Enke de bu kategoride yer alabilirler. Son haftalara kadar Deivid için de benzer ifadeler kullanılabilirdi ama toparlamış gibi görünüyor. Trabzonspor, büyüklük konusunda üç İstanbullu ile aşık atabildiği gibi en az onlar kadar fiyasko transferlere de imza atmış durumda. Petronoviç, İvanoviç, Djukic triosuyla başlayan halkanın en İorfavari zinciri hiç kuşku yok ki 1997-98’de alınan ve Avni Aker tribünlerinde sahadan da çok bulunan Shaka idi. Nijeryalı oyuncu o sıralar hayli popüler olan Uche, Okocha ve Amokachi ile birlikte Nijerya Milli Takımı’nda oynadığını söylemişti de üçü de aynı cevabı vermişti: ‘O da kim yahu?’ Doğrusu Shaka tam da ismiyle müsemma bir transferdi. Trabzonspor’un Beşiktaş’la birlikte geçen seneki müşterek fiyaskosu ise ‘Karşılıksız Çek’ lakaplı Thomas Jun idi. Ama bu seneki Musampa hadisesi Jun’u da aratıyor! İorfavari denince Samsunspor’un gole giderken arkasındaki defans oyuncusuna faul yapabilme yeteneğine(!) sahip eski oyuncusu Alex Agbo’yu, Karşıyaka’nın ismi büyük futbolu küçük yıldızı Yusuf Fofana’yı, Rizespor’un hiç oynatmadığı İbrahim Ba’yı nasıl unutabiliriz ki? Avrupa’da da örneği çok İyi de sadece bizde mi oluyor böyle fiyaskolar? Elbette hayır. Mesela, milli kalecimiz Rüştü Reçber de Barcelona için bir fiyaskodur. Barcelona’daki serüveniyle Katalanlar’a “2002’de seyrettiğimiz adam bu mu?” dedirttiğine eminim. Ama bunların dışında da büyük fiyaskolar var. Valencia’da parmak ısırtan Mendiata, Lazio’dayken sanki kimlik değiştirmiş gibiydi. Alaves’le UEFA Kupası finali oynayıp Milan’a giden Javi Moreno da tam bir felaket olmuştu. Shevchenko efsanesinin tamamlayıcısı olan Rebrov’un Tottenham macerası, Steve Marlet’in Fullham rezaleti, parlak Lazio günlerinin ardından adeta futbolculuğu bile tartışılmaya başlanan Veron’un hemen her transferi, Real Betis’in her şeyi olan beyaz ayakkabılı Alfonso Perez’in Barca serüveni, Kaiserslautern’den Bayern Münih’e geçişi deprem tesiri yapan İsviçreli Sforza’nın akıbeti ve Fener’e geldi gelecek derken Borussia Dortmund’u seçen Togolu Salou, hep aynı kelimeyle buluştu: Fiyasko! Biraz daha eskilere gidildiğinde ise Euro 92’nin yıldızı Danimarkalı Jens Jensen’in Arsenal’deki rezil dönemi, ABD 94’ün uzun sarı saçlı forveti İsviçreli Alain Sutter’in Bayern Münih’teki ‘Bayan futbol takımına mı gelmişti bu?’ sorusunu sorduran performansı ve Borussia Mönchengladbach’ın haricinde hangi takıma giderse gitsin dikiş tutturamayan siyah İsveçli Martin Dahlin akla geliyor. Görülüyor ki aynı şartlar ve aynı aktörler biraraya geldiğinde mutlaka aynı netice elde edilemiyor. Çünkü, futbol fevkalade insani bir oyun!
SON 20 YILIN BAZI FİYASKOLARI
G.Saray: Dominic İorfa, Lutu, Marsh, Venison, Bruno, Pinto, Almaquer, Christian, Horvath, Bratu, Conceicao, Xavier, Revivo.
Beşiktaş: Mc Donald, Wilson, Nartallo, Mirkela, Francesco, Ohen, Ailton, Jun.
F.Bahçe: Wagenhaus, Simao, Sabin İlie, Preko, Ortega, Beschasniychk, Enke, Fabiano.
Trabzonspor: Petronoviç, İvanoviç, Djukic, Cyzio, Misse Misse, Cemaruli, Shaka, Brito, Augustin, Kalintvintsev, Jun, Musampa.
FİYASKO İLE SONUÇLANAN BAZI ÜNLÜ TRANSFERLER
Sebastian Veron Lazio-M.United 2001
Sebastian Deisler H.Berlin-B.Münih 2002
Denilson Sao Paulo-R.Betis 1998
Gaizka Mendieta Valencia-Lazio 2001
Marcelo Salas Lazio-Juventus 2001
Sergio Conceicao Parma-İnter 2001
Domenico Morfeo Fiorentina-İnter 2002
Javi Moreno Alaves-Milan 2001
Juan S. Veron Lazio-M. United 2001
Juan S. Veron M.United-Chelsea 2003
Steve Marlet O.Lyon-Fulham 2001
Adrian Mutu Parma-Chelsea 2003
Sergej Rebrov D.Kiev-Tottenham 2000
Louise Saha Fulham-M. United 2004
Alfonso Perez R.Betis-Barcelona 2000
Walter Samuel Roma-R.Madrid 2004
Ciriaco Sforza K’Slautern-B.Münih 1996
Thomas Hassler Karlsruhe-Dortmund 1998
Bachirou Salou Duisburg-B.Dortmund 1998
Torsten Frings Dortmund-B.Münih 2004
Jens Jensen Brondby-Arsenal 1992
Alain Sutter Nürnberg-B.Münih 1994
Andreas Möller B.Dortmund-Schalke 2000
Martin Dahlin M’Gladbach-Roma 1996
Sergio Zarate Nürnberg-Hamburg 1995
Gianluigi Lentini Torino-Milan 1992
Sasa Markovic Kızılyıldız-Stuttgart 1998
A. Shevchenko Milan-Chelsea 2006
Zaman-SporvizyonSayı: 166Bölüm: Haberler

Murat KARATAŞ

...

Koçi SANTO

...
Her Hakkı Saklıdır, Saklandığı Yerden Bulan Gönlünce Kullanabilir.

  © Blogger templates Brooklyn by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP