12 Aralık 2009 Cumartesi

Nereden nereye..

Stoke City:2 Wigan:2



72'(1 - 2) Maynor Figueroa (süper Gol) 74'(2 - 2) Ryan Shawcross

11 Aralık 2009 Cuma

"NO OFSAYT" Nedir?



Yetmez dahası diyorsanız tıklayınız..

10 Aralık 2009 Perşembe

Real Madrid iç giyim ürünleri


Diğerler modeller için: #2, #3, #4, #5, #6, #7, #8, #9

UEFA'daki muhtemel rakipler


UEFA Avrupa Ligi'nde yer alan Galatasaray ve Fenerbahçe'nin muhtemel rakipleri belli oldu.

Şampiyonlar Ligi'nde oynanan maçlar sonunda seri başı olan takımlar ve kuralara 1. torbadan girecek takımlar Juventus, Unirea, Wolfsburg ve Marsilya oldu.

Kuralara 2. torbadan giren, Fenerbahçe ve Galatasaray'la eşleşmesi muhtemel takımlar ise şunlar: Atletico Madrid, Rubin Kazan, Standard Liege, Liverpool.

Temsilcilerimizin diğer rakipleri UEFA Avrupa Ligi gruplarında önümüzdeki hafta oynanacak son karşılaşmaların ardından belirlenecek. UEFA Avrupa Ligi'nde 3. tur ve Şampiyonlar Ligi'nde 2. tur kuraları 18 Aralık cuma günü TSİ 14.00'te İsviçre'nin Nyon kentinde çekilecek.

Kaynak: HT

8 Aralık 2009 Salı

"Ballon de Plomb"


'France Football' dergisi, yılın en kötü futbolcusu yani "Ballon de Plomb" (Kurşun Top) ödülü sahibi: Paris Saint Germain'de forma giyen Sırp oyuncu Mateja Kezman.

Luciana Salazar sen nelere kadirsin

HaberTürk isimli sitede "Messi'nin büyük sırrı!" isimli haberi ilk gördüğümde aklıma bundan aylar önce bir Bursa yolculuğunda gazetede okuduğum Messi & Ronaldo Farkları başlıklı yazı geldi. Her iki futbolcunun da farklı hayran kitleleri olmasına rağmen herkesce kesin kabul gören en bariz fark ikilinin özel yaşamlarıydı. Ronaldo özel hayatında da en az futboldaki kadar hızlı pozisyonlara girerken, Messi hep soğukkanlı davranmıştı. Aldığı ödüllerle adını her daim duyuran Messi görülen o ki en büyük ödülü aslında 6 ay önce almışa benziyor. Allah Messi'den güç, kuvvet ve başarıyı eksik etmesin. Tabi az önce de belirttiğim gibi 6 adır birliktelik yaşadığı sevgilisi Luciana Salazar'ı da.

16 Kasım 2009 Pazartesi

:((



Alman kaleci Enke'nin ölümünün ardından bir acı haber da Antonio De Nigris'den geldi.
Gaziantepspor, Ankaragücü ve Ankaraspor'un eski futbolcusu Antonio De Nigris, dün geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. 31 yaşındaki De Nigris, son olarak Tümer Metin'le de takımdaş olduğu Yunanistan'ın Larissa ekibinde oynuyordu.
Goal.com'un haberine göre; Ankaraspor, Ankaragücü ve Gaziantepspor'un eski santrforu Antonio De Nigris, dün geçirdiği kalp krizine yenik düşerek hayata gözlerini yumdu. Turkcell Süper Lig'de forma giydiği dönemde zaman zaman oynadığı iyi futbol ve attığı güzel gollerle gündeme gelen Meksikalı futbolcu, 1 Nisan 1978 doğumluydu.
De Nigris Türkiye'ye ilk kez 2006-2007 sezonu öncesinde Gaziantepspor'a transfer olarak gelmiş, daha sonraysa Ankaraspor ve Ankaragücü takımlarında forma giymişti. Yetenekli santrfor, Temmuz ayında bonservis bedelsiz olarak, Tümer Metin'in de forma giydiği Yunanistan'ın Larissa takımıyla anlaşmıştı.
Profesyonel futbol kariyerine 1999 yılında ülkesinin Monterrey takımında başlayan De Nigris, Villarreal, Club America, Santos gibi ekiplerde de forma giymişti.
ajansspor

15 Kasım 2009 Pazar

Son rötuşlar....



Dünya kupasına giden takımlar artık büyük oranda belli. Malesef biz yokuz edebiyatı yapmadan play-off haftası olduğunu hatırlayalım ve oldukça dramatik bir hafta yaşayacağımızın belirtilerini dün gördük. Sadece Avrupa değil birçok kıtada play-off heyecanları yaşanıyor. Asya-Avustralya elemelerinde Bahreyn-Yeni Zelanda eşleşmesinde 4 sene önce Trinidad Tobago'ya elenip son anda Almanya biletini kaptıran Bahreynli futbolcular yine yıkılıp kaldılar maç sonunda. Yeni Zelanda'nın katılımıyla daha 2 dünya kupası öncesine kadar Okyanusya kıtasından takımları uzun yıllardır dünya kupasında göremezken G.Afrika'da hem Avustralya hem Yeni Zelanda'yı göreceğiz. Portekiz-Bosna Hersek eşleşmesinde belkide ilahlar C.Ronaldo'nun bu kupada olması gerektiğine inanıyor olacak ki 3 topu direkten dönen Bosna golü atan Portekizlilerdi. İkinci maç öncesi Portekiz'in şansı yüksek. İrlanda - Fransa maçında yine kısır bir karşılaşma ve Nicolas Anelka'nın golüyle Fransa bir adım önde. Onlar da kupanın olmazsa olmazlarından oldukları için sürprize yer vermeyecek gibiler. Yunanistan - Ukrayna maçı öncesi herhalde 100 kişiye skor tahmini yaptırsak verilen cevaplar içinde en çok tahmin edilen skor ile bu karşılaşma sonuçlandı diyebiliriz. Rusya - Slovenya eşleşmesinde herhalde herkes Rusya'nın kolayca bu turu geçmesini beklerken skor bunun kolay olmayacağını göteriyor. Ama son dakikada gelen Slovenya golü umutları 2.maça taşıdı onlar adına. Bizleri ilgilendiren bir diğer gelişme uzaklardan Kosta Rika - Uruguay maçından geldi. Tanıdık bir isimden Lugano'dan gelen golle deplasmanda avantajlı skorla dönen Uruguay gecenin en çok rastladığımız skorlarından birine daha imza attı. En çok konuşulan maç ise öncesiyle ve sonrasıyla Kahire'den Mısır-Cezayir maçından geldi. İki Arap ülkesinin maçında 90+5'te gelen Moutab'ın golüyle 2-0 galip gelen Mısır hem skorları hem de averajları eşitleyince 18 Kasımda tarafsız sahada bir maç daha yapmaya hak kazandı. Bakalım bu dramatik maçta Cezayir mi Mısır mı Afrika'nın son temsilcisi mi olacak? Dramatik bir çarşamba bizleri bekliyor. Dünyanın değişik şehirlerinde Saraybosna'da, Paris'te, Ljubljana'da, Montevideo'da, Kiev'de, Hartım'da oynanacak maçlar son 6 takımı belirleyecek....

13 Kasım 2009 Cuma

Eksik Kal...


Adriano'nun parlak kariyeri ve izleyenleri mest eden futbolu artık çok uzaklarda. Şu an Brezilya liginde oynadığı için değil geçmişte kaldı manasında uzaklarda. Halbuki genç yaşta İtalya'ya transfer olmuş Inter'de çıktığı ilk maçında Fatih Terim'in Fiorentinasını 1-0 yenerlerken sonradan oyuna girip golü atan isim olmuştu. Ardından bonservisinin yarısına sahip olan Parma'da yarım sezonda golleri sıralayınca Nerazurri onun bonservisinin yarısı için 21 milyon dolar ödemişti ve ardından harika yıllar başlamış uzaktan attığı isabetli ve sert şutlarıyla tüm dünyayı kendisine hayran bırakmış ve milli takımın değişilmezi olmuştu. Inter'de en iyi dönemindeyken ağır depresyon geçirmiş, uzun bir zaman futboldan uzak kalmış hatta bir ara Inter kulübü tarafından kafasını toplaması için ülkesine yollanmıştı. O ülkesine gidince kamuoyuna profsyonelliğe ters düşen görüntüleri yansıyınca kulüp yönetimi sözleşmesini feshetmişti. Şimdi Flamengo'da işleri yoluna koymaya çalışıyor. Ama yaptığı açıklamalarla gündem yaratmaya devam ediyor. 2004 yılında o da intiharı düşünmüş. Adriano şu an 2010 dünya kupasında Dunga'nın kadrosuna girmeye çalışıyor. İngiltere maçına davet edilen kadroda yok. Flamengo'daki performansını devam ettirse bile mazisinden dolayı dünya kupası aday kadrosunda olmayabilir. O yüzden futboluna konsantre olmaya devam etmeli böyle falsolu açıklamalar yapmamalı.

Az Kaldı....


Türkiye'ye transferi hem iç basında hem dış basında etki yaratmış ve bir
çok kişi kendi kendine "ne alaka" diye sorsa da, Ankaagücü'nün bu
transfer başarısı takdir edilmişti. Ankaragücü yönetiminin bu transferi
yapmasının ana nedeni kulübün bu yıl 100. yılı olması nedeniyle sezona
iddialı bir giriş yapmak istemesiydi. Ne var ki bu transferden sonra
birçok kişi kendi kendine geçmiş tecrübeler ışığında Vassell'in sezonu
kulübünde tamamlayamayacağı görüşündeydi. Biraz iyimser olanlarsa Vassell'in sezona iyi bir giriş yaparak 3 büyüklere bile geçiş
yapabileceği yönündeydi. Ama gel gelelim beklenen olmak üzere ve bugün
ajanslara düşen haberlerde görüyoruz ki Vassell gitmek üzere ve
Ankaragücü kulübünü FIFA'ya şikayet etmiş. Zaten Ankaragücü'nün teknik
direktörü Hikmet Karaman'la son birkaç gündür yaşadığı komik restleşmeler
ve profesyonellik dışı olaylar yeterince kamuoyunda malzeme olmalarına
yetmezmiş gibi bir de Ankaragücü kulübü Vassell'in kaldığı otelin
parasını ödemediği için İngiliz golcüyü gece yarısı apar topar otelden
göndermiş otel yönetimi. Sezon başından beri Ankaraspor-A.Gücü
birleşmeleri, taraftarla, federasyonla yaşanan sürtüşmeler ve şimdi de
H.Karaman ve Vassell olayları. Geçtiğimiz yıllarda da Cemal Aydın'ın
başrolünde olduğu taraftarla yaşanan sıkıntılar düşünülünce A.Gücü'nde
yıllardır süren devamlı kaos ortamı ne zaman bitecek diye soruyor insan.
Yıllardır hep küme düşmekten ligin bitmesine birkaç hafta kala
kurtuluyorlar. Köklü geçmişleri, Kenan Evren'in ve başkentimizin takımı
olmaları onları büyük bir takım yapan etkenler arasında. Darius Vassell
bile eridi gitti bu hengamede. İngiliz medyasına malzeme verdiğimiz
kesin. Yalnız bu durumları düzeltmeye artık Ankaragücü taraftarının gücü
yetmediği ortada. Kardeş Bursaspor camiası mı gelip düzeltecek durumu
bilinmez ama gecekondu ekibinin tüm bu yaşananlardan oldukça rahatsız
olduğu ortada...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Peşinden ayrılırsak namertiz..

5 Kasım 2009 Perşembe

Timsahlar Domuz Gribine Karşı



Kamuoyunu biiyorsunuz aylardır meşgul eden domuz gribi konusu var. İlk zamanlarda sadece Meksika'da görülen bu virüs zamanla heryerde etkisini göstermeye başladı. Malesef ülkemizde de ölümler görülmeye başladı. Havaalanları, okullar derken şimdi stadlarda da gündeme gelmeye başladı. Tribünler de artık insalara risk grubuna girmiş ki, bu hafta oynanacak olan Bursaspor - Gençlerbirliği maçı öncesi kulübü arayan bir taraftar "ben ailemle maça gelmek istiyorum ama kulübümüz domuz gribi için ne önlem aldı"? şeklinde sorunca kulüp tüm stadı dezenfekte etmiş. Kulübün davranışı takdire şayan tabiki ama metrolarda okullarda yapılan bu dezenfekte işlemleri ne kadar önlem mahiyetindedir tartışmak lazım. Sonuçta dezenfekte yapılıp temizlenmesi güzel fakat domuz gribi virüsü taşıyan bir vatandaş o ortama geldiğinde yine bir risk oldugunu düşünüyorum. Dileriz bu durum tüm kulüplerimize örnek olur ve bu tarz uygulamaları diğer statlarda da görürüz.

U-17 Mili Takım



İşler Güzel Gidiyor. Fifa 17 Yaş altı dünya kupasında Milli Takımımız beklendiği gibi Birleşik Arap Emirliklerini yenerek çeyrek finale çıktı. Üstelik 51 dakika 10 kişi oynadığı maçta. 2.dakikada 1-0 öne geçen milliler 2. golünü son dakikada buldu. Şimdi rakip Arjantin'i 2-0 geriden gelip yenen Kolombiya. Maç 8 Kasımda oynanacak.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Almanları kafadan kopardı

Ülkemizde de birçok hayarını bulunan St. Pauli takımında forma giyen Deniz NAKİ Almanya'yı birbirine kattı. Hansa Rostock ile oynanan maçta attığı golün ardından taraftarlara koşup "kafa kesme" hareketi yaparak Alman basının gündemine oturdu. Yaptığı hareketten sonra sokaklara dökülen Hansa Rostock taraftarları sokaklarda ateşler yakarak polisle çatıştılar. İşte Deniz'in o bir çeşit "selamlama" diye açıkladığı kafa kesme hareketi:

Açıkçası yaptığı bir el hareketi ırkçı faşist diye yerden yere vurulan Paulo Di Canio'nun selamlaması bunun yanında hiç kalır. Bu da akıllardan silinmeyen Di Canio'nun selamlama yöntemi;

Bırakın uleynnn!!

“Yeter Demirören yeter”
“Defol git başkan”
“Başkan olsana, başkan olsana, F.Bahçe’ye başkan olsana”
“Kadıköy’e maça gitsene”
Bunlar dün gece Beşiktaş-Wolfsburg maçında tribünden yükselen isyan cümlecikleriydi. Goller sıralandıkça Beşiktaş tribünleri de sıralamaya devam etti. Demirören üfledi püfledi.. Ta ki 3.gol sonrasına kadar. Çünkü son golle birlikte artık tezahüratların dozu da artmıştı;
“Şe...fsiz Demirören”
“S..tir ol git Demirören”
tezahüratlarından sonra Demirören'in etrafında kim varsa kurbanda kaçmaya çalışan kurbanlıklar misali çıldırmış olan Yıldırım Demiröreni tutmaya çalışıyordu..

Çıldırmayı hakeden gerçekten Yıldırım DEMİRÖREN mi yoksa artık kendisinden nefret eden Beşiktaş taraftarı mı kararı size bırakıyoruz..

3 Kasım 2009 Salı

U-17 Milli Takım




TÜRKİYE - Birleşik Arap Emirlikleri

U-17 Milli Takım Yarın UAE ile 2. Tur ilk maçına çıkacak. Rakip İspanya ABD ve Malavi'nin olduğu grupta 2 mağlubiyet ve 1 galibiyet ile grupta 3. olarak bir üst tura yükseldi. Okununca kolayca tahmin edildiği gibi sadece Malavi'yi yendiler. Diğer 3.ler çok iyi olmadığından şans eseri belkide turnuvaya devam ediyorlar. Dileriz bu şansı sona erdiririz. 4 takımlı 6 grup olduğu için 2. turda 16 takımı sağlamak adına en iyi 4 grup 3.sü de bir üst tura yükseliyor. Grupta Burkina Faso, Yeni Zelanda ve Kosta Rika'yla karşılaştık. Eger bu turu geçersek çeyrek finalde muhtemel rakiplerimizden biri Arjantin. O zaman bu turu geçemediğimizde zaten hiç güçlü takımla karşılaşmadık sözlerini duyar gibiyim. Yalnız tüm bunların dışında Türk takımı adına dikkat çeken bir oyuncumuz da Muhammet Demir. Bursasporlu genç forvet oyuncusu şimdiden Fifa.com sitesine göre turnuvanın en çok dikkat çeken isimleri arasında ve A takımla idmanlara çıktığından bahsediliyor. Genç futbolcumuz şu an gol krallığında 2. sırada.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Sonunda be Appiah!

Appiah'ı tüm Fenerbahçe'liler olarak benimsedik,sevdik efsane yabancılar arasına girecek diye emindik. Gerçekten de o yolda hızlı adımlarla ilerliyordu. Tuncay'la beraber takımın ruhu olarak anılıyor, takımın durduğu anlarda o durmuyor mücadelesi ve hırsı ile ligimizde böyle yabancılar görmek istiyoruz dedirtiyordu. Gana milli takımında da Essien'le beraber takımını sırtlıyor hızla Afrika futbolunun gelişimine katkıda bulunuyorlardı. Fakat pis bir sakatlık yakasına yapıştı ve bir daha kurtulamadı. Fenerbahçe'ye ha döndü ha dönecek derken klüple ilişkisi kesildi ve Fenerbahçe'nin topçusu olmaktan çıktı. Sonraları sadece Milli Takımda görür olduk herhangi bir takımda oynamıyor fakat milli takımda ilk 11 de ki yerini koruyordu oynadığı maçlarda da hakkını veriyordu. Lakin ülkemizden koptu bu yürekli futbolcu fakat herkes seria a'ya dönermi premier lig'e gider mi diye beklerken. Sonunda o haber geldi Stephen Appiah, Bologna klübüyle anlaştı. Kendine uygun mücadele'ye dayalı bir lig yaşıda henüz 28 yeniden eski formuna kavuşup ismini duyuracağına inancım sonsuz. Özledik be seni Appiah iyi çalış ilk 11'e hemen girmeye bak biz seni izlemek istiyoruz yoksa 2010 Vuvuzela'ya daha çok var.

Katalunya Milli Takımı



Katalan Futbol Federsayonu, evet yanlış okumadınız İspanya'da pardon Katalunya'da mı desek yok yok İspanya diyelim daha resmi olsun yinede, milli takımının başına Hollanda ve Barcelona'nın efsane ismi Johan Cruyff'u getirdi. Katalunya Milli Takımı'nın FIFA ya da UEFA tarafından bir resmiyeti yok dolayısıyla bu kurumlara ait organizasyonlara katılamıyorlar. Fakat özel bir turnuva veya özel maç olduğu takdirde takımının başında olabilecek Johan Cruyff. 22 Aralık'ta Johan Cruyff Katalunya Milli Takımına ilk taktiğini Hollanda Milli Takımı ile yapılacak olan maçta verecek. Kadro'da ünlü Katalanlar Puyol,Valdez,Krkic,Capdevila gibi resmiyette İsponyol Milli olan oyuncular bulunmakta.

31 Ekim 2009 Cumartesi

U-17 Milli Takım



Bu günlerde Nijerya'da devam eden U-17 Dünya Kupasında Milli Takımız güzel skorlar alıyor. Bazı haber sitelerinde şimdiden dikkati çekmiş ve başarıları haber olmuş durumda. Aşağıdaki puan tablosuna bakınca aslında bunu haketmiş durumdalar. Ama devamının gelmesi gerekli. Benzer bir başarıyı 2005te Peruda elde etmiş ve Nuri Şahin, Murat Duruer ve Caner Erkin dışında çok fazla kişinin ismini duymadık. Aynı turnuvada başarılı olan Anderson, Giovanni Dos Santos, Carlos Vela şimdilerde çok değerliler. Dileriz Abdullah Ercan'ın öğrencileri hem bu turnuvada hem de Türk Futbolunda üst gruplara ve liglere oyuncu sunmakta daha başarılı olurlar.

Millilerimiz bugün Yeni Zelanda ile gruptaki son maçına çıkacak. Liderliğide garantiledikleri için diğer gruplardan gelen üçüncü takımlardan birileriyle eşleşme şansları yüksek. Grup kolay gibi dursa da isimlere bakmamak gerek. Birçok scout'un gözüde bu kupada. Hepsi Mısırda yeni tamamlanan U-20 şampiyonasından Nijerya'ya geçmiş olmalı.

İlgilenenler için FIFA'nın resmi sitesinde her türlü detay var.

http://www.fifa.com/u17worldcup/index.html

Teknik Direktör Abdullah Ercan yönetimindeki U17 Milli Takımımız, FIFA U17 Dünya Kupası D Grubu'nda ikinci maçında Kosta Rika'yı 4-1 yendi ve grubu 1. sırada bitirerek üst tura çıkmayı garantiledi. Nijerya'nın Enugu şehrindeki Nnamdi Azikiwe Stadı'nda oynanan karşılaşmada Milli Takımımızın gollerini 3. dakikada Ömer Ali Şahiner, 33. dakikada Muhammet Demir, 42. dakikada Engin Bekdemir ve 70. dakikada Gökay İravul kaydederken, Kosta Rika'nın golünü 44. dakikada Jonathan Moya attı. Karşılaşmanın 53. dakikasında Milli Takımımızdan Onur Karakabak'ın kırmızı kartla oyun dışı kaldı.

Nijerya'nın Enugu şehrindeki Nnamdi Azikiwe Stadı'nda dün aynı grupta saat 17.00'de başlayan Yeni Zelanda-Burkina Faso karşılaşması yağış nedeni ile 62. dakikada durmuş, yağışın kesilmesinin ardından saat 20.00'de tekrar başlamıştı. Aynı statta oynanacak Türkiye-Kosta Rika karşılaşması bu nedenle 1,5 saat geç başladı ancak bu maçta 21. dakikada şiddetli yağmur nedeni ile hakem Jerome Damon tarafından durduruldu. Maç yağışın devam etmesi ve saha şartlarının futbol oynamaya uygun olmaması nedeniyle bugüne ertelenmişti


kaynak:ajansspor

C.Ronaldo'dan inciler...


Yaz başında transferin bir numarası olan Cristiano Ronaldo adeta aldığı paranın hakkını verircesine sezona bomba gibi başlamış ve taraftara umut vermişti. Takımı ise bir süredir sakat olan Ronaldo'nun eksikliğini hissediyor ve bu ara işler pek iyi gitmiyor. Neyseki Ronaldo yakın bir zamanda yeniden sahalara dönecek ve kaldığı yerden devam edecek. Ama bu aralar sahalarda göremediğimiz C.Ronaldo'yu gazete manşetlerinde bolca görür olduk. Acaba gündemde kalmak için mi?, medyanın onda her zaman haber var düşüncesiyle mi? yoksa Ronaldo'nun yoğun maç trafiğinde geri çevirdiği tüm röportaj tekliflerini aradan çıkarma düşüncesinden mi bilmiyoruz ama biz taraftarlar olarak görüşlerini dinlemekten memnunuz. Peki ne demiş C.Ronaldo farklı farklı röportajlarda son 1 hafta içinde;

"94 milyondan fazla ederim""

Bu kadar ettiğini hepimiz biliyoruz. En azından Real Madrid ve Manchester Utd kulübü yöneticilerince tescillenen rakam bu. Kendisinin bu konuya ilgili özellikle Platinin futbolculara fahiş paralar ödeniyor açıklamasından sonra birkaç defa bu konunun üzerine gittiğini söylemeyliyiz. Belki de attığı her golden sonra buna isyan edercesine çok coşkulu sevinç kutlamalarında bulunuyor. 94 milyon eder mi bilmiyoruz ama bir gerçek var ki sezona başladığı futbol ile devam ettiği takdirde bu senenin parlayan yıldızı olacağı kesin.

Üç kupayı da alacağız

Real Madrid'in üç kupayı alacağını savunmuş. Zaten herkesin beklentisi o. Bu kadar transferden sonra. Yalnız Kral kupasında ilk maçta 4-0 yenildikleri Alcorcon mağlubiyetinde saha da yoktu kendisi belki ama rövanşta olmak istediğini söylemiş. Zaten Real Madrid'in rövanşta ona ihtiyacı olduğu muhakkak.

Dünya Şampiyonu olacak kadar iyiyiz

Portekiz 2010 dünya kupasında yer almayı henüz garantilemedi. Önlerinde Bosna-Hersek engeli var. Madem bu kadar iyiydiniz o zaman grupta nerdeydiniz diye sormazlar mı adama? Biliyorsunuz Portekiz İsveç Danimarka Macaristan ile girdiği mücadelede son anda 2. olarak play-off'a kaldı. Aslında yakın takip edenler bilirler. Portekiz birçok maçta şansızlık yaşadı ve iyi oynadı. Bosnalılar çıkışta ve gecmişte çok kez gördüğümüz küçük takımların başarı hikayelerinin başlangıçlarına benziyorlar. Bu turu geçtikten sonra bu açıklama daha iyi olurdu. C.Ronaldo'yu yaz ayının heyecanı şimdiden sarmış anlaşılan.

Türler beni şaşırttı!

Dünya kupasında gidemememiz ve grupta çok kötü bir performans sergilememiz C.Ronaldo'yu şaşırtmış. Ne yalan söyleyeylim bizi de şaşırttı.

En iyisi Tuncay!

C.Ronaldo'ya göre en iyi Türk oyuncu Tuncay'mış. Haklı olabilir de olmayabilir de. Ama biz bu sorunun cevabının neden Tuncay olduğunu biliyoruz. İngiltere Ligi'nden yeni ayrılmış ve yıllarca orada oynamış bir oyuncu başka bir futbolcu söylese şaşardık. Hele de Avrupa Devlerinden birinde düzenli oynayan bir futbolcunuz yoksa...

30 Ekim 2009 Cuma

Fifa Yılın Oyuncusu



Aralık 21'de FIFA dünyanın en iyi futbolcusunu seçecek. Liste kalabalık ve bir o kadarda kaliteli isimlerle dolu fakat listenin başında olacak isimler aşağı yukarı kestirilmekte. Örneğin Henry olmayacak ya da Essien ve ya Diego. Kim olabilir diye tahmin yürütürsek elbette ki Messi, C.Ronaldo sürpriz olmayacak isimler. Yanlarına kim yaklaşır derseniz ise seneyi süper geçiren Xavi hem milli takım hem klüp takımıyla iyi maçlar çıkardı bunun yanında takım arkadaşı Iniesta, Man. Utd ile geçen sezon Ronaldo'nun arkasında kalan bu sezon ise takımı sürükleyen Rooney ve Ibra Kadabra benim gözümde üst sıralarda olabilecek futbolcular. Dikkat ederseniz Kaka'yı saymadım. Son 1 senede Milan'da takım olarak kötü olduklarından bence bu listenin başında olmamalı.


Listede kimler mi var?

Michael Ballack (Germany)
Gianluigi Buffon (Italy)
Iker Casillas (Spain)
Cristiano Ronaldo (Portugal)
Diego (Brazil)
Didier Drogba (Ivory Coast)
Michael Essien (Ghana)
Samuel Eto’o (Cameroon)
Steven Gerrard (England)
Thierry Henry (France)
Zlatan Ibrahimovic (Sweden)
Andres Iniesta (Spain)
Kaka (Brazil)
Frank Lampard (England)
Luis Fabiano (Brazil)
Lionel Messi (Argentina)
Carles Puyol (Spain)
Franck Ribery (France)
Wayne Rooney (England)
John Terry (England)
Fernando Torres (Spain)
David Villa (Spain)
Xavi (Spain)

29 Ekim 2009 Perşembe

Nostalji - Yeni Türkü

Yerinde Müdahale

Görüntüler Dinamo Zagreb - Cibalia maçından Zagreb 1-0 mağlup ve Ilija Sivonjic öyle bir gol kaçırıyor ki görülmeye değer eğer ki Zagreb taraftarıysan kafayı duvarlara vurmaya değer.

Göz Zevki



103 km hızla giden Zlatan Ibrahimovic'in füzesi ancak ağır çekimde detaylı görülebiliyor...

24 Ekim 2009 Cumartesi

Digiturk Spor

Türk futbolu takımları, hakemleri, yöneticileri, topçuları hatta yayıncı kuruluşları ile hakikatten renkli ve bir o kadar da entrika dolu bir lig. Yer yer yöneticilerin kavgaları yer yer hakem topçu kavgaları bu ligde bolca görülmekteyken son günlerde bide bunlara yayıncı kuruluş kavgaları eklendi. Kavga hemde ne kavga. Avrupa kupası maçı izliyosun gözüne sokarcasına D-Smart amlemi, alttan can havliyle geçen bilgilendirme yazıları, Digiturk’un kendi platformunda kendini aklama çabası derken maç bittide izleyicide bu işkenceden kurtuldu. Hadi bu Avrupa maçı ama “Süper” ligimiz bundan önce de kablo kesme, stada sokulmama gibi yayıncı kuruluş badireleri atlattı.

Günümüz futbolunda her şey mümkün düşünün ki bu gazla Digitürk gidip bir takım satın alıp adınıda Digitürk Spor yapar hele de Avrupa Kupalarına bu takımla katılırsa D-Smart’ın vay haline. İşte Güney Afrika’da son 2 yılda şampiyonluğa ambargo koyan böyle bir takım var.

Bilinçli bir şekilde Pretoria şehrinin takımıını satın alıp ismini Supersport United yaptıktan sonra gerek altyapı gerekse Avrupa klüpleri ile bağlarını kuvvetlenirerek Güney Afrika futboluna yeni bir soluk kattı. Yayıncı kuruluşun takımı satın almadan önce orta sıra bir şehir takımı olan Supersport United şimdilerde Totenham ve Feyenord ile yaptığı anlaşmalarla bu takımlara ve Avrupa’ya Afrikalı topçu yetiştiren bir fabrika oldu. Bizim ülkemize baktığımızda böyle bişeyin olması yeni komplo teorilerinin üremesine, şikedir, şaibedir söylentilerin artmasına ve tarafsızlığın yok olmasına yol açacağından dolayı pek mümkün gözükmüyor. Ama eğer bir takım altyapısıyla böyle fabrika haline dönüşecek futbol için emek verecekse Digitürk Spor neden olmasın derim.

Supersport United’a dönersek tekrar Daine Klate takip edilecek beklide totenham ya da feyenord’a transfer olabilecek tek kişi gibi durmakta. Bu ülkede yayıncı kuruluşların kavgası sadece şampiyonluk için o da masabaşında değil sahada.

Yetenek Bakidir..



Bizim toplumumuzda insanların yaşları ilerledikçe ona olan saygı artar sözü dinlenir ve tecrübelerinden yararlanılır. Ailede sözü geçer. Futbolda ise bunun böyle olmasının yanısıra yetenekli oyuncularla ilgili spor magazin programlarında "x yeteneginden hiçbirşey kaybetmemiş, x bizi eski günlerine götürdü" tarzında nostaljik ve yeni çekilen görüntüleriyle ilgili haberler görürüz. Bu haberlerin ana temaları ve bize verdiği ders belki futbolcular yaşlanır ve fiziksel olarak futbol oynamaya elverişsiz hale gelseler de yetenekli dediğimiz bazı özel futbolcuların bu özelliklerinin baki kaldıgını göstermesidir. Mustafa Denizli'nin antrenmanlarda hala kornerden gol atması, devler liginde Sergenin zaman zaman şovları, yine özel turnuvalarda yardım maçlarında vs. Rıdvan'dan Zidane'dan estetik hareketler. İşte bunlardan biri geçtiğimiz günlerde eski Sırp oyuncu şimdi Japonya'da teknik direktörlük yapan 44 yaşındaki Dragan Stojkovic'ten geldi. Kendisi yedek kulübesinden öyle bir gol attı ki gecen hafta aktif futbol yaşantısını Inter'de sürdüren vatandaşı Stankovic'in Genoa'ya attıgı gole adeta o da neymiş dedirtti.

Haftanın Tek Maçı



Tüm Haber Siteleri, Tüm Gazeteler ve futbolla uzaktan yakından ilgilenen herkes gerçekten bu hafta full konsantre bu maçı bekliyor. Bükreş zaferleri bile arada kaynadı ve taraftarlara haftasonu için güven vermekten öteye gitmedi. Fenerbahçe alışılagelmişi devam ettirmenin GS ise her zaman oldugu gibi kazanmak için giderek bu sefer bir ilki gerçekleştirerek kazanmanın peşinde. Galatasaray'ın gerçekten Fenerbahçe'yi sıkıntıya sokacak oyuncuları var ama çok daha favori oldugu zamanlarda dahi eli boşdöndüğünü biliyoruz. Bakalım bu sefer olacak mı? Ama bir gerçek var ki Galatasaray kazanırsa bu maç daha çok konuşulacak... Biletlerimiz cebimizde Derbi Şölenini bekliyoruz.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Barcelona'yı Yenmek


Rus futbolunun yükselişine devamını Dün gece şampiyonlar liginde oynanan Rubin Kazan - Barceloana maçında gördük. Büyük iş başardı Gökdeniz ve arkadaşları. Nou Camp'da şu ana kadar resmi maçlarda mağlubiyeti bulunmayan Barca'yı 2-1 ile geçti. Ligde oynana maçlarda toplamda 3 gol yemiş bu 3 golüde 2 takımdan yemiş 5 maçı gol yemeden tamamlamış bir takım Barcelona. Şampiyonlar liginde ise 2 maçta namağlup ünvenını koruyordu. Ta ki Gökdeniz Karadeniz'in golü gelene kadar. Ligdenlar liginde hedefine sağlam adımlarla ilerleyen Rubin Kazan Şampiyonlar ligine ise bu galibiyetle damga vurdu. Başrollerde Gökdeniz Karadeniz. Nou Camp'ta attığı golle parlayan bir yıldız. Grupta'da işler karıştı 3 takım 4'er puanda. Fakat bizi etkileyen ve ilgilendiren kısmı bir Türk'ün Nou camp'ta böyle bir Barcelona'ya galibiyet golünü atma hayalinin gerçeğe dönüşmesi.

20 Ekim 2009 Salı

Stevan Jovetic



Yukardaki fotoğraf çok eski değil daha gectiğimiz sene transfer döneminde çekildi. 1989 doğumlu Fiorentinalı Jovetic için işler bugün iyi gidiyor. Sporting Lizbon maçında sonradan oyuna girerek takımını şampiyonlar ligine sokmuştu. Şampiyonlar Liginde ise italyada Liverpool'u 2-0 yenerlerken gollerin ondan gelmesi herhalde taraftarların onu şimdiden baştacı yapmalarına yetti. Ona saçlarından dolayı Jo-Jo diyorlar. Belki gerçekten erken ama bugün ismi Manchester United için geçiyor. Karadaglı genç oyuncunun örnek aldığı isim ise vatandaşı Mirko Vucinic. Şunu biliyoruz ki Manchester Utd bundan sonraki takımı olmayabilir ama bu şekilde devam ederse örnek aldığı vatandaşını çok kısa sürede gececektir. Onu keşfeden ve ilk kez Partizan A takımda oynatan hocası Jurgen Rober ise bugün Ankaraspor'da herhalde neye uğradığını şaşırmış durumda.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Taraftarın skora katkısı..

Taraftarların skora olan etkileri her zaman konuşulur. Özellikle sağlam tribünü olan takımlar bu konuda her zaman şanslıdır. Adana Demirspor taraftarları da bu özellikleriyle tanınırlar. Sene başında kendi organizasyonlarıyla Livorno'yu Adanaya getirmişlerdi. Bu haftasonu oynanan maçta skora olmasa da "skorborda"" direkt etki ettiler.

Adana 5 Ocak Stadı'nda Adana Demirspor ile İskenderun Demirçelikspor arasında oynanan maçta ilginç görüntüler ortaya çıktı. Maça mutlak galibiyet parolasıyla çıkıp kötü gidişe "dur" demek isteyen Adana Demirspor, İskenderun Demirçelikspor karşısından ilk yarının sonlarında yediği 2 golle yenik duruma düştü.

Adana Demirsporspor maçın ikinci yarısında da bir varlık gösteremeyince taraftarlar çılgına döndü. Takımlarını yuhalayan taraftarlar futbolcuların değiştiremediği skoru değiştirmek için harekete geçti. Maçın uzatmalarının oynandığı bölümde takımdan ümidini kesen bir grup taraftar skorborta çıktı. Taraftarlar skorbordu Adana Demirspor 7, İskenderun Demirçelikspor 2 durumuna getirdi. Taraftar gerçekte olmasa bu durumdan büyük bir mutluluk duydu.

Görevlilerin uyarması üzerine taraftarlar skorbordun önünden ayrıldı. Ancak maçın bitişiyle birlikte maçın skoru, skorbordda 7-2 kaldı.



Kaynak:Ajansspor

Play-Off Eşleşmeleri


Sürpriz çıkar mı sizce? Pek olası görünmüyor. Denk duran 2 takım Yunanistan - Ukrayna dışında diğerlerinde favoriler kazanır gibi.(Maçlar 14-18 Kasım)

İrlanda Cumhuriyeti - Fransa
Portekiz - Bosna Hersek
Yunanistan - Ukrayna
Rusya - Slovenya

17 Ekim 2009 Cumartesi

Liverpool "Balonu"

Görüntüler açık böyle şansa ne denebilir ki başka. Küçücük çocuk 3 puan getirdi Sunderland'a böyle olmasını istemezdi sanırım.

15 Ekim 2009 Perşembe

Tutunamayanlar



İsveç, Hırvatistan, Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya.....

Sizce yukarıda yazılan 6 ülkenin ortak özelliği euro 2008 finallerinde yer alması mıdır? Yoksa 2010 Dünya Kupası'nda olmayacakları mıdır? 2 sorunun cevabı da "evet". Bu 6 takım kadrosunda yıldız isimler olmasına ve Avrupa'nın kalburüstü takımları sayılmalarına rağmen 2010 Dünya Kupası eleme gruplarında play off 'lara bile kalamayarak elendiler. 2010'da Modric'i, İbrahimovic'i, Arda'yı, Smolarek'i, Rosicky'i, Mutu'yu izleyemeyeceğiz.


11 Ekim 2009 Pazar

Gerçekten Lazım...


Arjantin kritik olan son Uruguay maçında bir kaza yaşamaz inşallah ve dünya kupasına gelir. Çünkü gerçekten hepimiz onu özledik ve dün gördük ki Arjantin deyince akla o gelecek ve tüm kupaya renk getirecek. Peru maçının hakemi de buna inanmış olacak ki tam önünde olmasına ragmen 90+3 de gelen Palermo'nun golünün ardından ofsayt nedeniyle golü iptal etmek yerine adeta bir gol sevinci yaşar gibi orta noktaya koştu.

Can Simidi...


Resimdeki genç hergün mahallemizde gördüğümüz kızların peşinde gezen ve elinde son model telefonuyla "naber kanka" diye başlayan cümlelerle arkadaşlarıyla konuşan bir "teenage" değil. 60 yaşında kariyeri başarılarla dolu bir teknik direktörün, tartışılan bir başkanın, 106 yıllık bir camianın kötü başladığı bir sezonun geri kalan kısmında umudunu koruması adına tüm camiayı yeniden hareketlendirecek bir geri dönüşün tetikleyicisi belki de. Beşiktaş sezon başladıgından beri 60 günde attıgı golün fazlasını ve aldığı puan kadarını gecen hafta tahkimden gelen kararla elde etti. Şimdi bu serinin devam etmesi için yeni bir kana ihtiyac var. Gecen sene oluşturdugu başarılı olmuş takım yapısıyla ve sene başında yaptıgı takviyelerle zaten sene sonuna kadar şampiyonlugu kovalamak için yeterince güce sahipler. Şu an sadece bir başlangıca ihtiyacları var. Aslında bir başlangıca ihtiyacı olan sadece onlar değiller. Batuhan Karadeniz umut vaadeden futbolcu imajının içini gecen sene Eskişehirsporda gösterdiği performansla doldurmaya başlamış görünüyordu. Sene sonunda Fenerbahçe maçı öncesiyle başlayan bu sene Gaziantep maceralarında ve kilo fazlası dedikodularıyla yaşadığı krizler onun buna yeniden ihtiyac duymasını sağlıyor. Şimdi haberlerde sadece 3 kilo fazlası oldugunu ve Mustafa Hocanın Holoskonun da sakatlanmasıyla gol orucundaki forvetlerin yerine onu hazırladığını söylüyorlar. Aslında herkesi biliyor ki Batuhan'ın sadece hava toplarındaki üstünlüğünden veya üstün fizik gücünden değil hırsından, aykırı yapısından ve onunla benzer yapıya sahip taraftarıyla bütünleşmesinin takıma getireceği heyecandan yararlanmak istiyor. Ferrari'nin, Ernst'in, Nihat'ın, Yusuf'un tecrübesini Batuhan'ın yaratacağı heyecanla birleştirip camiayı yeniden ayaga kaldırmayı amaclıyor. Dileriz bu süreç Batuhan'ın oynayacağı birkaç maç göreceği birkaç kart ile bitmesi yerine umut vaadeden futbolculuktan iyi bir futbolculuğa geciş yapmasını ve seneye bu zamanlar yeniden yapılanma sürecinde ilk ciddi maçlarını oynamaya başlayacak olan milli takımımıza da aynı etkiyi yapmasını sağlar.

TV Kumandası- Devler Ligi

Devler ligi Acun Ilıcalı'nın bugün başlayacak yeni projesi. Katılımcılara baktığımızda baya bi neşeli program olacağa benziyor. Özellikle fragmandan Erman Hoca ve Tanju Çolak atışmaları reytingi körükleyecek gibi gözüküyor. Eski özlenen topçularında tekrar sahaya çıkacak olması keyif verici doğrusu. Bugün saat 20:00'da Show tv de. İzelenesi bir program gibi duruyor hadi bakalım hayırlısı.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Muhsin Ertuğral

Bülent Hoca'nın ardından Sivasspor'a Muhsin Ertuğral getirildi. Ülkemizde popüler değil hatta "kim bu adam yahu Sivas git gide hedef küçültüyor" diyenler olacaktır ama önyargıları bir kenara bırakıp Ajansspor yorumcularından Alper Boyacı'nın Muhsin Ertuğral değerlendirmesini inceleyelim.

Anadolu’nun cevelanına Afrika’dan bir cevelan geldi..


Sivasspor'un Muhsin Ertuğral adımı, ülke futbolu adına çok ciddi bir hamle. Afrika'da önemli başarıları olan, ulusal takım dahi çalıştıran bir Türk teknik adam, belki de kariyerinin en önemli sınavını vermek üzere Sivasspor’a geldi.. Peki kimdir Muhsin Ertuğral neler yapmıştır, neler başarmıştır ve nasıl olmuştur da bu başarılı teknik adam ara ara olan asparagaslar dışında Türk Spor Medyası’nda kendine bir sütun bulamamıştır? Siz Ajansspor okuyucuları için detaylı olarak anlatmak, Muhsin Ertuğral’ı tanıtmak istiyorum..

1959 İstanbul doğumlu Ertuğral küçük yaşta ailesiyle birlikte Almanya’ya göç etmiştir. Futbola Köln'de başlayan, oradan Standart Liege'ye transfer olan, ardından da Türkiye'ye dönen Ertuğral, Antalyaspor ve Eskişehirspor'da forma giydikten sonra profesyonel futbola veda etti.. Futbolu bıraktıktan sonra Almanya'ya dönen Muhsin Ertuğral, Yılmaz Vural'la birlikte Köln Spor Akademisi'ni bitirdi. Akademiyi bitirdikten sonrada Belçika İkinci Lig takımlarından Hekeren'in başına geçti.. O dönemde Hekeren takımının sahibi Zaire’li bir iş adamıydı. Muhsin Ertuğral’ın Hekeren başarısı da onu Zaire Milli Takımının başına getirdi..

Zaire’nin teknik direktörlüğüne getirilirken Afrika Uluslar Kupası eleme grubunda sonuncu durumda olan takım, Ertuğral’la birlikte büyük bir çıkış yakalamış ve Afrika Uluslar Kupası’nın çeyrek finaline dek yükselmişti.. 1997’de Köln Spor Akademisi’nden birlikte mezun olduğu Yılmaz Vural’ın yardımcısı olarak Trabzonspor’a gelmişti. Trabzonspor’da çok mutlu olduğunu belirten Ertuğral Yılmaz Vural’ın istifasıyla birlikte Trabzonspor’un başına geçme fırsatı yakalamasına rağmen Yılmaz Hoca’yı yalnız bırakmamak için istifa etmiştir.. Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra Afrika’daki ünü sayesinde yine orada gündeme gelen Muhsin Ertuğral, Kaizer Chiefs takımının başına geçti.. 1999’da başlayan Kaizer Chiefs döneminde büyük başarıların altına imza atan Ertuğral, Afrika Kupa Galipleri Kupası başta olmak üzere birçok kupayı havaya kaldırdı. 2002-2003 sezonunun yarısına kadar Chiefs’te kalan Muhsin Ertuğral, kendisine ve takımına katacak yeni şeylerinin kalmadığı düşüncesiyle takımın başından ayrıldı..
G. Afrika’dan ayrıldıktan sonra Avusturya 1. Lig takımlarından SV Mattersburg’un başına geçen Ertuğral’ın Avrupa kariyeri pek de umduğu gibi gitmedi. Avusturya’dan sonra Mısır’dan Ismaily ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden Bani Yas Club’ın başına geçen Muhsin Ertuğral, 2006-2007 sezonuyla birlikte tekrar Güney Afrika’ya döndü. Ajax’ın G. Afrika daki pilot takının başına geçti.. Ajax Capetown’da beklenmedik bir performans gösteren Ertuğral, ligi 4. sırada tamamlayıp Ajax’ın ilgisini çekerek başına geçme dedikodularına sebep olsada eski takımı ve Afrika’daki ilk göz ağrısı Kaizer Chiefs’ten gelen teklife dayanamadı ve yuvasına geri döndü.. O günden Sivas’a kadar Muhsin Ertuğral için mekân, Kaizer Chiefs oldu. Muhsin Ertuğral, yardımcısı olarak son dönemlerde bir Türkiye efsanesi olan Fani Madida ile çalışmaktaydı. Fakat son haberler Madida’nın Türkiye’ye gelmek istemediği yönünde.

Google’da Güney Afrika’da arattığında milyonlarca sonuç Türkiye’de o kadar yoğun bilgi olmayan Ertuğral hakkında G. Afrika spor yayıncısı Sport 24 ve Futbol Ekstra röportajlarından derlediğim bilgiler ışığında kariyeri hakkında bir fikir vermeye çalıştım.. Umudum Ertuğral’ın başarılı ve enteresan kariyerine yeni başarılar katmasıdır..

Alper Boyacı/Ajansspor

Günün Sorusu

Bosna Hersek bugün puan kaybeder mi?

Krisztian Nemeth

Hazır Genç Macarlar demişken, aralarından parlayan bir topçuyu tanıtarak devam edelim. Krisztian Nemeth, 1989'lu futbolcular kuşağından 20 yaşında bir yetenek. Mevkisi forvet ve çoktan Liverpool tarafından himaye altına alındı. Bu İngiliz klüpleri hakikatten işi biliyor. Arsenal, ManU ve Liverpool bu işi çok iyi yapıyor ve yıldız ışığını gördüğü genç topçuları alıyor kuluçkaya yatırıyor ve kelebek olarak futbol dünyasına sunuyor. Nemeth 20 yaşında olmasına rağmen 2005 yılında futbol piyasasına MTK ile çıktı ve bu kadar genç yaşta Liverpool'un dikkatini çekecek bir performans sergiliyor. 37 maçta 18 gol atarak MTK kariyeri 2 yıl sürüyor ve ardından İngiltere'nin yolunu tutuyor. Liverpool'da henüz kadroya alınacak fizik yeterliliğine sahip değil onun için rezerve takımda alıştırma koşuları yapıyor premier lige ama ileriki yıllarda as kadro için göz kırpıyor. Şu sıralar AEK'da kiralık olarak forma giyiro ve 4 maçta 2 gol attı biri derbide Oliympiakos'a bu istatistikler ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor ve kendisi için biçilmiş bir kaftan olan Lige ve takımada gelmiş görünüyor daha çok gol atar izlenimi veriyor. Macar u20 takımı dün İtalya'yı 3-2 yenip yarı finale çıkarkende Nemeth attığı 2 gol ile sahanın yıldızı oldu. Attığı gollerdeki soğukkanlılık ve vuruş tekniği Liverpool'da çok şey öğrendiğinin göstergesi. Fakat fizik olarak yetersizliği yaşıtlarıyla maçlarında bile görülmekte en çok geliştirmesi gereken eksisi bu olsa gerek. Nemeth'i yarı final de ve Aek forması altında izlemeye devam edin bu çocukta iş var.

Genç Macarlar

Macaristan eski başarılı yıllarına A takım olarak ne zaman döner bilinmez ama 20 yaş altı takımı dün büyük bir başarıya imza atarak uzatmalarda İtalya'yı 3-2 mağlup etti ve yarı finale yükseldi. Macaristan uzun bir aradan sonra Fifa turnuvalarında yarı finalde belki A milli takımıda sürpriz yapıp gruplara katılır ne de olsa Portekiz'le aynı puanda ve birbirleri ile maçı var.

6 Ekim 2009 Salı

Fotokopi diye onu çekecekler..

Bilmeyen yoktur sanırım Murat Özarı ile Fikret Engin'in akıllara zarar iddaa programı. Su faturasını iddaaya yatırıp kupon isteyen mi ararsın yoksa maaşını çekip kupona yatıran mı.. En sonunda sınıf başkanlığı gibi başa bela bir görevin işe yaradığını da gösterdi ya bize daha da birşey demiyoruz. Yorumu size bırakıyoruz..

Köşk, Texas'a Döndü

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 14 Ekim Çarşamba günü Bursa’da oynanacak Türkiye - Ermenistan maçı öncesinde Vali Şahabettin Harput, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, İl Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya, Bursaspor Kulubü Başkanı İbrahim Yazıcı ve taraftar gruplarının temsilcileriyle bir araya geldi.Bursaspor taraftarlarının coşku ve heyecanını diğer takımlardan daha farklı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, "İkinci lig şampiyonluk kupasını verdiğim gün Bursasporlu taraftarların yaşattığı coşkuyu hala unutamadım. Futbolculuk döneminden bu yana beğeniyle izlediğim Ertuğrul Sağlam’ın teknik direktör olmasından sonra Bursaspor’un karşılaşmalarını daha yakından takip ediyorum. Kat ettiği mesafe ve kazandığı başarılar ile Bursaspor artık zirveye oynamayı hak ediyor" dedi.Bursaspor’un taraftar grubu Teksas’ın lideri Selim Kurtulan, grup adına günün anısına Cumhurbaşkanı Gül’e Bursaspor forması hediye etti.

Alıntıdır: www.teksas.net


Deplasman Tribünü

5 Ekim 2009 Pazartesi

Fanatik köylü

Facebook müdavimleri iyi bilirler son zamanlarda Farmville çılgınlığı aldı başını gidiyor. Hiç bilmeyenler için kısaca tarla ekip-biçme yani tarım oyunu diyebiliriz. Oynayanlar pek memnun iken oynamayanlar sinir küpü. Sürekli tarla daveti gönderileri, yapılan tarlaların paylaşılan fotoğrafları insanı facebook'tan soğutuyordu. Geçen hafta tam saçma sapan bir sebeble yasaklandı diye seviniyorken bugün listemdeki arkadaşlarımdan birinin paylaştığı tarlasının resmiyle şok oldum. Abimiz yememiş içmemiş ekmiş aşkı Göztepe'nin armasını oluşturmuş. Açıkçası bu emeği görmelisiniz diye düşündüm. Sonuç olarak:

İşte FarmVille İşte Göztepe!

Tribünde Sinyalcilik Rehberi




Not: Aşağıdaki bana ait olan bir yazı fakat sevdiğim birkaç arkadaşımın bloğunda daha önce yayınlandı ama kendi bloğuma yazıyı eklemek ilk kez nasip oldu. Fotoğrafı Hasan Kardeşimin bloğundan aldım, iyi sinyaller.




Sinyal yasam tarzidir..


Küçücük çocukken başlar bu heves; tribüne girmek, sahada top koşturanları bir şekilde görebilmek. Tabi anneden, babadan alınan paralarla cüzi harçlıklarla bu iş olmuyordu t: Aşağoo yüzden "Abi benide sok be içeri" cümlesi o günlerde ağzımızdan eksiltmediğimiz türden bir cümleydi. Geneldede içeri girerek sonuçlanırdı bu karşılıklı paslaşmalar. İşte küçekken başlar ve insanın içine işler bu ‘sinyal’ olayı.


Bir kere tadını aldın mıydı artık vazgeçemezsin hep 'sinyal' girmeye çalışırsın içeriye ama tabi vur, kır, parçala zihniyetiyle değil de akıl, mantık çerçevesine oturtarak bir takım kurnazlıklar peşinde koşarak yaparsın. Bununda üç beş yolu vardır şimdi bu yolları ve taktikleri sıralıyayım:


1. Çift dönme: Bu en klasik ve en bilinen yöntemdir. Genelde kombinesi veya bileti olan kişinin arkasında icra edilir ve birlikte girmeye çalışılır. Bu yöntemde hedef kişiyi iyi seçmen lazım kilolu yerine zayıf kişiler seçilmesi her zaman avantajlıdır. Malumunuzdur ki koordineli ve birlikte haraket ederek geçmek lazım turnikeden. Bu yöntem her tribünde denenir fakat İnönü'de tadı bir başkadır. Özellikle Beşiktaş’ın yüzüncü yılında "Bir kombine ile dört kişi bari girmesin" lafına şahit olan biri olarak hayranlığımı gizleyemedim doğrusu. Son yıllarda alınan önlemler çıkan engellerden dolayı bu yöntem gitgide değerini kaybetmekte. Lütfen eskilerden yadigar bu yöntemin kıymetini bilelim, hakkını verelim.


2. Görevliyi ayartma: Bu yöntem kişinin dil yeteneğine bağlıdır. 'Sinyal' yapacak kişinin ikna kabiliyeti, konuşma becerisi ne kadar gelişmiş ise başarıya ulaşma şansı da o denli yüksektir. Bu yöntem Anadolu klüplerinin stadlarında çok etkilidir. Özellikle üç büyüklerle oynanan maçlarda "Ben İstanbul'dan geldim" şeklinde bir cümleyle giriş yaparsan işin yüzde ellilik kısmını halletmiş olursun. 2003 yılında Fenerbahçe şampiyonluğu ile sonuçlanan Denizli'deki maçta bu yöntemi denemiş ve başarıya ulaşmış biri olarak tavsiye ederim.


3. Turnike patlatma: Bu yöntemde öncü birliğin önemi çok fazladır. Bu öncü birlik gider, turnikeyi bir şekilde kullanılamaz hale getirir ve sonradan gelecek kişilere kolaylık sağlar. Ali Sami Yen'in deplasman tribününde uygulanan bir yöntemdir. Başarı oranı ise öncü birliğin kabiliyetine polisinde tavırlarına bağlıdır.


4. Kaya deliği bulsam da girerim: Bu yöntem stadı çok iyi bilmekle doğru orantılı başarı getirir. Önce stad araştırılır, fizibilite etüdü yapılır sonra kağıt, kalem hazırlanır ve inşaattan kalan boşluklar, sorunlu kapılar, korumasız görevli girişleri vb. biri seçilir ve aksiyon başlar. Biri tutmazsa diğeri denenir her zaman bir B planı bulundurulur. Hiç biri olmuyor mu tribüne tırmanılır. İsmetpaşa, İzmir Atatürk, Alsancak stadları bu yöntem uygulanıp başarı sağlanan yerlerdir.


5. Eski yırtılmamış biletler: Eğer ki elinizde bu tanıma uyan bilet varsa mutlaka saklayın. Bir işe yaramaz diye atmayın, zira "sakla samanı gelir zamanı" diye atalarımız boşuna dememiştir. Gittiğiniz stad turnikeli değilse bu yöntem mutlaka denenmeli. El çabukluğuna ve soğukkanlılığa dayalı bir yöntemdir, başarı oranı yüksektir, yeter ki görevliye renk vermeyin. Biletin yırtılıp girildiği her stada uygulanabilir.


6. Bekle ve çabuk davran: Bu yöntemde sabır çok önemli. Maçın başlamasını beklersin, çünkü bilirsin kapı açılacaktır. Biraz da yanında üç beş arkadaşın varsa azıcıkta zorladın mı o kapı açılır ya da açtırtılır fakat on-onbeş dakika geçmesi muhtemeldir ama sonuç hep aynıdır, içerdesindir artık. Bilet fiyatı yüksek ve kalabalık olabilecek milli maçlar ve Anadolu klüplerinin maçlarında uygulanabilecek bir yöntem.


7. Diğer yöntemler: Eş, dost, akraba, polis vs. tanıdık varsa elini kolunu sallaya sallaya girersin. Basından tanıdık varsa takarsın kartı girersin. "Biletim çalındı" dersin stad müdürlüğünü ikna edersen girersin. Aklına parlak başka bir fikir gelirse gene girersin. Eğer ben bu maça gireceğim diye kafana sokarsan illa ki bi 'sinyal' yapar, bir şekilde içeri girersin. Arkadaşımla aramda geçen bi dialoğu yazıp bitereyim.


- Bilet kalmamış yattı bizim Denizli işi...

- Ne bileti boşver bileti napcan?

- Eee, nasıl gireceğiz maça?

- Bi'şekilde gireceğiz artık...

- Nasıl ama? Hangi şekilde?

- Bende bilmiyorum gidince görcez ama bir şekilde gircez...


Sonuç: Biz içerideyiz, yöntem ise ikinci yöntem...


Yalnız son bir şey; bu yöntemler Saraçoğlu'nda sonuç vermiyor. O yüzden fazla kasmamak lazım. Ne de olsa tek reis Aziz reis.


Hepinize iyi sinyaller..

Jose Jose Jose...

2 Ekim 2009 Cuma

Ünlü Futbolcu "Fiyasko" ile Anlaştık


Yaşı müsait olanlar İorfa ismini hemen hatırlayacaktır. 1991-92 sezonunun devre arasında G.Saray, Nijeryalı Dominic İorfa’yı transfer etmişti. Teknik Direktör Mustafa Denizli idi ve İorfa, İngiltere Ligi’nden Quenss Park Rangers’tan transfer edilmişti. Ancak Mustafa Denizli, İorfa’yı ocaktan mayısa kadar geçen süreçte hiç ama hiç oynatmadı. Spor sayfalarında İorfa’nın çok formda olduğu ve her hafta forma giymesinin beklendiği yazıyordu sürekli. Ama İorfa ligin sondan ikinci haftası olan ve Beşiktaş’ın G.Saray’ı 4-3 yenerek şampiyon olduğu maçta oynadı bir devre. Sonra da ligin son maçında... İzafi bir cümle olacak ama İorfa, Türkiye’ye gelmiş geçmiş en fiyasko yabancı oyuncudur. Öyle ki o dönemde bir İorfa fenomeni oluşmuştu. Mahalle maçlarında bile uzun bacaklı ve kazma tipli çocuklara rengine bakılmaksızın İorfa deniliyordu! İorfa, gazetelere ‘Vallahi billahi İngiltere’de oynadım, aha da resimler!’ diyerek beyanatlar veredursun, sene sonunda çoktan bileti kesilmişti bile. Yeni nesil, ‘Yaa, kimmiş bu İorfa?’ diye düşünebilir. “Ekşi Sözlük’teki yorumlara göz atmanız kâfidir.” deyip geçelim. Fiyaskonun adı, İorfa oldu İorfa, o dönemde de bir ekoldü ama gidişinden sonra tam bir şehir efsanesi haline geldi. ‘Sadece koşmakla topçu olunsa, Süreyya Ayhan gol kralı olurdu!’, ‘Kendi yaptığı ortaya kafa vurabilen oyuncu’, ‘İyi orta gol getirir ama İorfa gol getirmez’, ‘Mersin İdman Yurdu çok kötü günler de geçirmiştir ama hiçbiri hazırlık maçında İorfa’dan gol yediği gün kadar kötü olamaz!’ gibi vecizelerin doğmasına vesile olan İorfa’nın bir dönem Nijerya Milli Takımı’nda bile oynadığını, ama o dönemde Nijerya futbolunun en kara yılları olduğunu söylemek lazım. Alınan son haber ise başkanı olduğu takımın aldığı kötü sonuçlar üzerine taraftarların İorfa’yı dövdüğü üzerine… Anlatılmaz yaşanır tadında bir futbolcu olan Dominic İorfa’nın idmanların neşe kaynağı olduğu yazılırdı hep. Türkçe bilmediği halde espriler yapıp takımı krizlere sokabilen İorfa’nın gidişine en çok Galatasaraylılar’ın sevinmesi de ilginçti. Belki bir yıl daha kalabilseydi, ülkemizde eski bir televizyon programının adı, ‘Akın Akın İorfa’lı Kompela!’ olabilirdi. İorfa vakasından yaklaşık iki yıl sonra ise gazetecileri her gördüğü yerde top sektirme özelliğine sahip olan ve Arjantin’den de kötü topçu çıkabileceğinin ispatlarından biri durumundaki Osvaldo Nartallo geldi Beşiktaş’a. Gol atmıyor değildi ama bir şeyler eksikti işte. Tip olarak Mario Kempes’i andıran Nartallo, ertesi sezon da Petrol Ofisi’nde forma giydi. Yine goller atmasına rağmen Ohen de 1998-99 fiyaskoları arasında yerini almıştı. Daha öncelerden Gordon’un asker arkadaşları Walsh, Wilson ve Mc Donald da unutulmamalı tabii. Büyüklerinki say say bitmiyor Hiç kimse İorfa’dan daha kötü olamaz kaidesine rağmen yakın zamanda Lutu, Marsh, Bruno, Pinto gibi isimler de göz ardı edilmemeliler. Özellikle Lutu için ‘Rıdvan Dilmen gibi’ benzetmesi yapılmıştı ama birkaç maç oynamayı başarabilseydi karar verebilirdik kim gibi olduğuna. Bir de başarılı kariyerine rağmen Galatasaray’da forma giyip giymediği bile hatırlanamayan Hakan Yakın var. Şimdilik çok erken lakin bu şekilde giderlerse Carrusca ve İnamoto’nun da listeye dahil olma ihtimalleri var. Fenerbahçe’de ise Wagenhaus’un uzun bir süre insan mı yoksa makine mi olduğu tartışılmıştı. Galatasaray’daki kardeşi Adrian’a nispet olarak alınan Sabin İlie’ye bir devre tahammül edilebilmişti. Preko, Ortega, Beschasniychk ve Enke de bu kategoride yer alabilirler. Son haftalara kadar Deivid için de benzer ifadeler kullanılabilirdi ama toparlamış gibi görünüyor. Trabzonspor, büyüklük konusunda üç İstanbullu ile aşık atabildiği gibi en az onlar kadar fiyasko transferlere de imza atmış durumda. Petronoviç, İvanoviç, Djukic triosuyla başlayan halkanın en İorfavari zinciri hiç kuşku yok ki 1997-98’de alınan ve Avni Aker tribünlerinde sahadan da çok bulunan Shaka idi. Nijeryalı oyuncu o sıralar hayli popüler olan Uche, Okocha ve Amokachi ile birlikte Nijerya Milli Takımı’nda oynadığını söylemişti de üçü de aynı cevabı vermişti: ‘O da kim yahu?’ Doğrusu Shaka tam da ismiyle müsemma bir transferdi. Trabzonspor’un Beşiktaş’la birlikte geçen seneki müşterek fiyaskosu ise ‘Karşılıksız Çek’ lakaplı Thomas Jun idi. Ama bu seneki Musampa hadisesi Jun’u da aratıyor! İorfavari denince Samsunspor’un gole giderken arkasındaki defans oyuncusuna faul yapabilme yeteneğine(!) sahip eski oyuncusu Alex Agbo’yu, Karşıyaka’nın ismi büyük futbolu küçük yıldızı Yusuf Fofana’yı, Rizespor’un hiç oynatmadığı İbrahim Ba’yı nasıl unutabiliriz ki? Avrupa’da da örneği çok İyi de sadece bizde mi oluyor böyle fiyaskolar? Elbette hayır. Mesela, milli kalecimiz Rüştü Reçber de Barcelona için bir fiyaskodur. Barcelona’daki serüveniyle Katalanlar’a “2002’de seyrettiğimiz adam bu mu?” dedirttiğine eminim. Ama bunların dışında da büyük fiyaskolar var. Valencia’da parmak ısırtan Mendiata, Lazio’dayken sanki kimlik değiştirmiş gibiydi. Alaves’le UEFA Kupası finali oynayıp Milan’a giden Javi Moreno da tam bir felaket olmuştu. Shevchenko efsanesinin tamamlayıcısı olan Rebrov’un Tottenham macerası, Steve Marlet’in Fullham rezaleti, parlak Lazio günlerinin ardından adeta futbolculuğu bile tartışılmaya başlanan Veron’un hemen her transferi, Real Betis’in her şeyi olan beyaz ayakkabılı Alfonso Perez’in Barca serüveni, Kaiserslautern’den Bayern Münih’e geçişi deprem tesiri yapan İsviçreli Sforza’nın akıbeti ve Fener’e geldi gelecek derken Borussia Dortmund’u seçen Togolu Salou, hep aynı kelimeyle buluştu: Fiyasko! Biraz daha eskilere gidildiğinde ise Euro 92’nin yıldızı Danimarkalı Jens Jensen’in Arsenal’deki rezil dönemi, ABD 94’ün uzun sarı saçlı forveti İsviçreli Alain Sutter’in Bayern Münih’teki ‘Bayan futbol takımına mı gelmişti bu?’ sorusunu sorduran performansı ve Borussia Mönchengladbach’ın haricinde hangi takıma giderse gitsin dikiş tutturamayan siyah İsveçli Martin Dahlin akla geliyor. Görülüyor ki aynı şartlar ve aynı aktörler biraraya geldiğinde mutlaka aynı netice elde edilemiyor. Çünkü, futbol fevkalade insani bir oyun!
SON 20 YILIN BAZI FİYASKOLARI
G.Saray: Dominic İorfa, Lutu, Marsh, Venison, Bruno, Pinto, Almaquer, Christian, Horvath, Bratu, Conceicao, Xavier, Revivo.
Beşiktaş: Mc Donald, Wilson, Nartallo, Mirkela, Francesco, Ohen, Ailton, Jun.
F.Bahçe: Wagenhaus, Simao, Sabin İlie, Preko, Ortega, Beschasniychk, Enke, Fabiano.
Trabzonspor: Petronoviç, İvanoviç, Djukic, Cyzio, Misse Misse, Cemaruli, Shaka, Brito, Augustin, Kalintvintsev, Jun, Musampa.
FİYASKO İLE SONUÇLANAN BAZI ÜNLÜ TRANSFERLER
Sebastian Veron Lazio-M.United 2001
Sebastian Deisler H.Berlin-B.Münih 2002
Denilson Sao Paulo-R.Betis 1998
Gaizka Mendieta Valencia-Lazio 2001
Marcelo Salas Lazio-Juventus 2001
Sergio Conceicao Parma-İnter 2001
Domenico Morfeo Fiorentina-İnter 2002
Javi Moreno Alaves-Milan 2001
Juan S. Veron Lazio-M. United 2001
Juan S. Veron M.United-Chelsea 2003
Steve Marlet O.Lyon-Fulham 2001
Adrian Mutu Parma-Chelsea 2003
Sergej Rebrov D.Kiev-Tottenham 2000
Louise Saha Fulham-M. United 2004
Alfonso Perez R.Betis-Barcelona 2000
Walter Samuel Roma-R.Madrid 2004
Ciriaco Sforza K’Slautern-B.Münih 1996
Thomas Hassler Karlsruhe-Dortmund 1998
Bachirou Salou Duisburg-B.Dortmund 1998
Torsten Frings Dortmund-B.Münih 2004
Jens Jensen Brondby-Arsenal 1992
Alain Sutter Nürnberg-B.Münih 1994
Andreas Möller B.Dortmund-Schalke 2000
Martin Dahlin M’Gladbach-Roma 1996
Sergio Zarate Nürnberg-Hamburg 1995
Gianluigi Lentini Torino-Milan 1992
Sasa Markovic Kızılyıldız-Stuttgart 1998
A. Shevchenko Milan-Chelsea 2006
Zaman-SporvizyonSayı: 166Bölüm: Haberler

30 Eylül 2009 Çarşamba

Fifa 2009 ve Sabri Sarıoğlu Gerçeği

Ver elini bu diyardan gidelim (mi?)


* CSKA 2 - 1 Beşiktaş --- İnanılmaz sıkıcı bir maçtı erken başladı sanki gece yarılarını buldu sandım maç hele bi bitsede şu ManU. maçına dönsek diye baktık durduk.
* 500 Kusur dakika sonra İsmail'le golü buldu Beşiktaş
* 2 Maç 0 Puan Şampiyonlar ligi umutsuz bu futbolla uefa da umutsuz lig belki gelen paralar ne oldu? Onlarda G.Antep'de, takımın iyi yöneltilmediğini görmek için bu tek satır tespit bile yeterli bence.
* Bobo Rusya'da kalsın hiç gelmesin kafasında Beşiktaş bitmiş.
* Ne yaptın Rüştü?
* CSKA dan da adam olmaz.
* Bu sene için atılan tüm adımlar hatalı. Hem yönetim açısından hemde teknik açıdan.

Varmısın İddaa'ya














Cska Moskova - Beşiktaş

Beşiktaş'ın maçlarında genelde az gol oluyor.Manchester maçında güzel oynayan Beşiktaş şimdi ondan daha kötü bir takımla oynuyor ve bu deplasmandan puanla döneceklerini düşünüyorum.İlk yarı kontrollü geçer ve takımlar birbirlerini tartar ve ilk yarı gol olmaz.
Newcastle - Qpr
Son haftaların formda iki takımının maçında bol gol olur.
Chesterfield - Grimsby Town
Aralarında oynanan son altı maçın beşi üst biten iki takımın mücadelesi yine üst olur.
Manchester United - Wolfsburg
Golcü iki takımın mücadelesinde iki takımda gol atar maç bol gollü geçer.
Milan - Zurich
Grubun zayıf halkası Zurich bu maçta yine bol gol yer ve maç üstü geçer.

Bir İstanbul Masalı - Zidane, Gerrard'ı Arıyor

29 Eylül 2009 Salı

Dikkat! Pepe Sahalara Döndü.

Resim gayet açıklayıcı Pepe'nin şirin(?) ve 1o maçlık cezaya neden olan canavar yüzü.





Brice Taton


Brice Taton, Toulouse taraftarı yukarıdaki fotoğraf karesinde takımını son kez yaşamı pahasına destekleyeceğini nereden bilebilirdiki. Holianizm onu hayattan 28'inde bugün tarihi ile kopardı.



Anılar Şimdi Gözümde Canlandılar #1 ( Bi Şekilde Deplasman )

-Gidiyoruz mu lan?
-nereye olm?
-nereye olacak bi sezonun meyvesini almaya
-gidelim ama nasıl olcak yol parası bilet parası hem bilet de çok pahalı 50 milyon nasıl olcak bu iş
-bi şekilde olcak işte hele bi gidelim de

Bu şekilde bir hayale yolculuk kararı alınmış oldu. Zaten hep böyle ufak bir diyalog sonrası yönlendirirdik tribün dünyamızı. Bir anlık “gaz” bir anlık “hadi lan” motivasyonu bizi yollara düşürür, başka diyarlarda ekmek yedirir, avaz avaz bağırır hale getirirdi bizleri.

Evet geçte olsa bu kararı almıştık maça 1 gün vardı ve tüm tribün grupları bu maça adeta çıkarma yapıyordu. Hem çıkarma yapılması için çokda haklı bir sebep vardı 1 sezon boyunca peşinden koşulan arma, bu maç, ihtimali az da olsa şampiyonluk apoleti ile taçlandırılabilir, sezonun tüm yükü sırttan inebilirdi. Hemen tribün grupları ile irtibata geçildi. Fakat bayram günlerinde otobüslerde yer bulmak zor olur ya bu da bizim tribünün en kutsal bayramı olabilirdi bayramı olmasada arife günü olmaya adaydı o yüzden tüm koltuklar dolu ayakta bile durmaya yer yoktu. Yapılan çözümlemenin ardından umutlar kesilmeden b planı uygulanmaya başladı.(b planı diye bişey yoktu tabi o a anlık çıktı J )

Tren istasyonu diğer durağımızdı ve 3 şaşkın deplasmancı olarak biletlerimizi aldık trenimize atladık. Atkılar formalar boynumuzda gideceğimiz yere daha önce hiç adım atmamış olmanın verdiği tedirginlikle yola çıkmıştık. Hep aklımıza aynı soru geliyordu “nasıl stadı buluruz?”, “orada ne yapacağız?” her defasında da cevap aynı oluyordu “bi şekilde halledeceğiz.” Bu bi şekiller macerası o günün bayram olma ihtimalini akla getirince daha bi heyecana sevk ediyordu bizi.

Trende yer yer yolcu yer yer maça istanbuldan gelen seyyar satıcılar köfteciler ve tabi ki bizim gibi “trenci deplasmancılar” la doluydu keyifli bir yolculuğun ardından nüfusu 480 bin rakımı şampiyonluk simgesi horoz olan denizliye gelmiştik gelmiştik te ne halt yiyecektik bilmiyorduk.

Sabah’ın erken saatleriydi önce bi peynir, simit, çay üçgeninden oluşan tribüncü kahvaltısı yaptıktan sonra hemen stada nasıl gideriz onu öğrendik. Cepte bilet yoktu stadı ve şehri bilmiyorduk. Aldığımız yol taktiklerinden hemen sonra stada ulaştık. Ufak bi bilet yoklaması yaptıktan sonra elde 0’ ın var olduğunu anladık.

Stada bi şekilde girecektik o kadar yol tepip maça gelmişiz elbet bu stada da girecektik. Ama nasıl? Cevap aynı “bi şekilde”. Bu “bi şekilde” psikolojisi tedirgin etsede bizi en azından umutlandırıyordu. 2-3 Defa stadın etrafını gezmenin ve ufak çocuklara sormanın ardından pekte tırmanıp girilebilecek veya içeri yıkık dökük yerlerden sızılabilecek olunmayacağını anladık. Hemen başka stratejiler geliştirmeye başladık. Bilet yoktu bizde ama bir miktar para vardı belki de görevlileri ayarlayabilirdik. Gittik hemen giriş grevlisinin yanına ve başladık konuşmaya “İstanbuldan geldik girmemiz lazım hededir hödedir paradır” derken red yanıtı suratımıza her defasında vuruldu. Ama bu bizim tarafın görevlisiydi birde denizli tarafının görevlileri vardı ve bu stadda tel örgü yoktu. Hemen tam kafamızın üstünde bir ışık belirdi ve doğru denizli kale arkası tarafında yöneldik. Daha kapılar açılmamıştı stadda. İlk diyaloğumuz olumlu sonuçlandı ve kapılar açılmadan yarım saat önce gelin alcam sizi içeri sözüyle hedefi vurduk.

Saati geldiğinde kapıya yöneldik ve adam 3 ümüzüde 1 saati helada geçirmek kaydıyla içeri aldı. Daha kapıların açılmasına 1 saat vardı ve biz 3 kişi tek bir heladaydık. Bekle bekle vakit geçmiyor derken bi küfürleşme vurdu kırdı sesleri gelmeye başladı. Centilmen Denizli taraftarı içeri girmeye başlamış pankart asma vs. işlemleri için içeriye dalmaya başlamıştı. Biz 3 kişi hela dayken dışarıdan tuvalete girme sesleri su açma kapama sesleri gelmekteydi. Hemen klas bi hamle ile atkı ve bayrakları kamufle etme yoluna girmiştik. Sonuçta rakip taraftardık ve 3 kişi bir heledaydık bu durum nasıl açıklanabilirdiki J

Aramızdan bi arkadaşı seçtik daha 40 dakika civarı vardı kapıların açılmasına çık dışarı bak diye ne var ne yok. Dışarı çıkan arkadaştan bi 10 dakika ses seda gelmeyince bizde çıkma kararı aldık. Çıktığımızda stad bomboş hazırlık aşamasında denizliler panklart asma peşinde biz ise ne yapacağız telaşındaydık. Dışarı çıkan arkadaşıda biraz fırçalayıp yanımıza aldıktan sonra atladık stada ve maraton tribüne doğru sanki olimpiyat derecesi yapacakmışız gibi zafere kaçış koşusu yaptık ve artık kendi tribünümüzdeydik.

Ama bir eksik vardı hala kapılar açılmamıştı ve tribünler vızır vızır polis kaynıyordu. İlk olarak hemen bi pankart asan renkdaşın yanına yaklaştık ve yardım ediyormuş gibi hareketler yapmaya başladık. Yoksa bu kadar emek heba olacaktı. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi pankart asmanında sonu gelmişti ve arkadaşlar dışarı çıkıyordu ama onların bileti var bizim yoktu, tekrar giremezdik. Bi şekilde “polisin işiniz bittiyse çıkın” cümlesinden kıvrak bi çalımla sıyrılarak tribünün diğer köşesine yol aldık. Yol aldık fakat oradaki polis amcada bize çıkın demekteydi ben ortaya atılarak “bizi polis aldı içeri zaten” dedim ardından “bizim Hamit abinin tanıdıklarımısınız?” sorusuna titremeyele karışık kafa sallamayla yanıt verdikten sonra bir level daha atladığımızı fark ettik. Fakat polis 1 değil 2 değil 10 değil 100 değildi boyna geliyorlardı hem bizim hayali kahramanımız “Hamit Amca” da yoktu ortalarda Ne yapabiliriz derken kendimizi köftecilerin arasında buluverdik. Orada yarım ekmek köfte ayran vs. hazırlayan arkadaşlarla samimi olmuştuk ve bi şekilde kalan 10 dakikayı orada geçirecektik. Birazcık muhabbet ettikten sonra hemende kaynaşıvermiştik köfteci arkadaşlarla J kabine gelen sivil polisede “arkadaşlar bizden” yanıtı geldikten sonra”tamam dedik kalan 10 dakika stres yok artık”.

Geçen 50 dakika hela ve polis maceraları sonrası kalan 10 dakika su gibi geçti ve ardından taraftarlar alınmaya biz ise rahatlamaya başladık. 1 saat böyle geçti fakat önümüzde bir 90 dakika vardı. Sonuç olarak biz maçı 4-0 aldık Galatasaray 4-2 trabzonu yenince o gün bayram Fenerbahçe ise şampiyon oldu. Dönüş yolu mu? O muhteşem oldu Kfy nin 23 semih şentürk numaralı çift katlı otobüsünün en arkasında şarkılar, türküler, geride kalan ve üzerimize sinen biraz hela biraz meşale kokusuyla hepsinden ötesi üzerimize sinen anıların kokusuyla anlımızdada şampiyonluk apoleti ile geri dönüş yolunu sona erdirdik…

Dip Not: Anılar diyerek başlık atınca aklıma ilk gelen isim oldu Coşkun abimiz hatamız varsa affola

Murat KARATAŞ

...

Koçi SANTO

...
Her Hakkı Saklıdır, Saklandığı Yerden Bulan Gönlünce Kullanabilir.

  © Blogger templates Brooklyn by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP