Anılar Şimdi Gözümde Canlandılar #1 ( Bi Şekilde Deplasman )
-Gidiyoruz mu lan?
-nereye olm?
-nereye olacak bi sezonun meyvesini almaya
-gidelim ama nasıl olcak yol parası bilet parası hem bilet de çok pahalı 50 milyon nasıl olcak bu iş
-bi şekilde olcak işte hele bi gidelim de
Bu şekilde bir hayale yolculuk kararı alınmış oldu. Zaten hep böyle ufak bir diyalog sonrası yönlendirirdik tribün dünyamızı. Bir anlık “gaz” bir anlık “hadi lan” motivasyonu bizi yollara düşürür, başka diyarlarda ekmek yedirir, avaz avaz bağırır hale getirirdi bizleri.
Evet geçte olsa bu kararı almıştık maça 1 gün vardı ve tüm tribün grupları bu maça adeta çıkarma yapıyordu. Hem çıkarma yapılması için çokda haklı bir sebep vardı 1 sezon boyunca peşinden koşulan arma, bu maç, ihtimali az da olsa şampiyonluk apoleti ile taçlandırılabilir, sezonun tüm yükü sırttan inebilirdi. Hemen tribün grupları ile irtibata geçildi. Fakat bayram günlerinde otobüslerde yer bulmak zor olur ya bu da bizim tribünün en kutsal bayramı olabilirdi bayramı olmasada arife günü olmaya adaydı o yüzden tüm koltuklar dolu ayakta bile durmaya yer yoktu. Yapılan çözümlemenin ardından umutlar kesilmeden b planı uygulanmaya başladı.(b planı diye bişey yoktu tabi o a anlık çıktı J )
Tren istasyonu diğer durağımızdı ve 3 şaşkın deplasmancı olarak biletlerimizi aldık trenimize atladık. Atkılar formalar boynumuzda gideceğimiz yere daha önce hiç adım atmamış olmanın verdiği tedirginlikle yola çıkmıştık. Hep aklımıza aynı soru geliyordu “nasıl stadı buluruz?”, “orada ne yapacağız?” her defasında da cevap aynı oluyordu “bi şekilde halledeceğiz.” Bu bi şekiller macerası o günün bayram olma ihtimalini akla getirince daha bi heyecana sevk ediyordu bizi.
Trende yer yer yolcu yer yer maça istanbuldan gelen seyyar satıcılar köfteciler ve tabi ki bizim gibi “trenci deplasmancılar” la doluydu keyifli bir yolculuğun ardından nüfusu 480 bin rakımı şampiyonluk simgesi horoz olan denizliye gelmiştik gelmiştik te ne halt yiyecektik bilmiyorduk.
Sabah’ın erken saatleriydi önce bi peynir, simit, çay üçgeninden oluşan tribüncü kahvaltısı yaptıktan sonra hemen stada nasıl gideriz onu öğrendik. Cepte bilet yoktu stadı ve şehri bilmiyorduk. Aldığımız yol taktiklerinden hemen sonra stada ulaştık. Ufak bi bilet yoklaması yaptıktan sonra elde 0’ ın var olduğunu anladık.
Stada bi şekilde girecektik o kadar yol tepip maça gelmişiz elbet bu stada da girecektik. Ama nasıl? Cevap aynı “bi şekilde”. Bu “bi şekilde” psikolojisi tedirgin etsede bizi en azından umutlandırıyordu. 2-3 Defa stadın etrafını gezmenin ve ufak çocuklara sormanın ardından pekte tırmanıp girilebilecek veya içeri yıkık dökük yerlerden sızılabilecek olunmayacağını anladık. Hemen başka stratejiler geliştirmeye başladık. Bilet yoktu bizde ama bir miktar para vardı belki de görevlileri ayarlayabilirdik. Gittik hemen giriş grevlisinin yanına ve başladık konuşmaya “İstanbuldan geldik girmemiz lazım hededir hödedir paradır” derken red yanıtı suratımıza her defasında vuruldu. Ama bu bizim tarafın görevlisiydi birde denizli tarafının görevlileri vardı ve bu stadda tel örgü yoktu. Hemen tam kafamızın üstünde bir ışık belirdi ve doğru denizli kale arkası tarafında yöneldik. Daha kapılar açılmamıştı stadda. İlk diyaloğumuz olumlu sonuçlandı ve kapılar açılmadan yarım saat önce gelin alcam sizi içeri sözüyle hedefi vurduk.
Saati geldiğinde kapıya yöneldik ve adam 3 ümüzüde 1 saati helada geçirmek kaydıyla içeri aldı. Daha kapıların açılmasına 1 saat vardı ve biz 3 kişi tek bir heladaydık. Bekle bekle vakit geçmiyor derken bi küfürleşme vurdu kırdı sesleri gelmeye başladı. Centilmen Denizli taraftarı içeri girmeye başlamış pankart asma vs. işlemleri için içeriye dalmaya başlamıştı. Biz 3 kişi hela dayken dışarıdan tuvalete girme sesleri su açma kapama sesleri gelmekteydi. Hemen klas bi hamle ile atkı ve bayrakları kamufle etme yoluna girmiştik. Sonuçta rakip taraftardık ve 3 kişi bir heledaydık bu durum nasıl açıklanabilirdiki J
Aramızdan bi arkadaşı seçtik daha 40 dakika civarı vardı kapıların açılmasına çık dışarı bak diye ne var ne yok. Dışarı çıkan arkadaştan bi 10 dakika ses seda gelmeyince bizde çıkma kararı aldık. Çıktığımızda stad bomboş hazırlık aşamasında denizliler panklart asma peşinde biz ise ne yapacağız telaşındaydık. Dışarı çıkan arkadaşıda biraz fırçalayıp yanımıza aldıktan sonra atladık stada ve maraton tribüne doğru sanki olimpiyat derecesi yapacakmışız gibi zafere kaçış koşusu yaptık ve artık kendi tribünümüzdeydik.
Ama bir eksik vardı hala kapılar açılmamıştı ve tribünler vızır vızır polis kaynıyordu. İlk olarak hemen bi pankart asan renkdaşın yanına yaklaştık ve yardım ediyormuş gibi hareketler yapmaya başladık. Yoksa bu kadar emek heba olacaktı. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi pankart asmanında sonu gelmişti ve arkadaşlar dışarı çıkıyordu ama onların bileti var bizim yoktu, tekrar giremezdik. Bi şekilde “polisin işiniz bittiyse çıkın” cümlesinden kıvrak bi çalımla sıyrılarak tribünün diğer köşesine yol aldık. Yol aldık fakat oradaki polis amcada bize çıkın demekteydi ben ortaya atılarak “bizi polis aldı içeri zaten” dedim ardından “bizim Hamit abinin tanıdıklarımısınız?” sorusuna titremeyele karışık kafa sallamayla yanıt verdikten sonra bir level daha atladığımızı fark ettik. Fakat polis 1 değil 2 değil 10 değil 100 değildi boyna geliyorlardı hem bizim hayali kahramanımız “Hamit Amca” da yoktu ortalarda Ne yapabiliriz derken kendimizi köftecilerin arasında buluverdik. Orada yarım ekmek köfte ayran vs. hazırlayan arkadaşlarla samimi olmuştuk ve bi şekilde kalan 10 dakikayı orada geçirecektik. Birazcık muhabbet ettikten sonra hemende kaynaşıvermiştik köfteci arkadaşlarla J kabine gelen sivil polisede “arkadaşlar bizden” yanıtı geldikten sonra”tamam dedik kalan 10 dakika stres yok artık”.
Geçen 50 dakika hela ve polis maceraları sonrası kalan 10 dakika su gibi geçti ve ardından taraftarlar alınmaya biz ise rahatlamaya başladık. 1 saat böyle geçti fakat önümüzde bir 90 dakika vardı. Sonuç olarak biz maçı 4-0 aldık Galatasaray 4-2 trabzonu yenince o gün bayram Fenerbahçe ise şampiyon oldu. Dönüş yolu mu? O muhteşem oldu Kfy nin 23 semih şentürk numaralı çift katlı otobüsünün en arkasında şarkılar, türküler, geride kalan ve üzerimize sinen biraz hela biraz meşale kokusuyla hepsinden ötesi üzerimize sinen anıların kokusuyla anlımızdada şampiyonluk apoleti ile geri dönüş yolunu sona erdirdik…
Dip Not: Anılar diyerek başlık atınca aklıma ilk gelen isim oldu Coşkun abimiz hatamız varsa affola
0 yorum:
Yorum Gönder